Patrikhane Gerçeği

FENER RUM PATRİKHANESİ İÇİN VATİKAN’A GİDEN YOL

 

 

İhanet ve Fesat Odağı

Hıristiyan dünyasının, ”Müslüman-Türk kimliğinin kökü mutlaka kazınacaktır.”Yemini ile başlayan süreç, son günlerde büyük bir ivme kazandı. Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti dört bir yandan kuşatıldı. Ve maalesef, hükümranlık haklarını, IMF, Dünya Bankası ve AB gibi sömürgeci kuruluşlara teslim eden Türkiye, bu büyük tehlike karşısında tamamen savunmasız ve çaresiz. İşte büyük önder Atatürk’ün “ihanet ve fesat odağı” diye nitelendirdiği Fener Rum Patrikhanesi üzerinde oynanan sinsi oyunlar, bu zincirin önemli bir halkası Her fırsatta, Türk yurdunun bölünüp parçalanması için faaliyet gösteren Fener Rum Patrikhanesi ekümenik, yani evrensellik unvanını almak için yıllardır sürdürdüğü savaşı kazanmak üzeredir. Tarihi boyunca, temel politikası “Türk-Müslüman düşmanlığı” olan Fener Rum Patrikhanesi, gizli emellerine ulaşmak için, her geçen gün yeni bir cephe kazanmaktadır.


FENER RUM PATRİKHANESİ İÇİN VATİKAN’A GİDEN YOL

Fener Rum Patrikhanesi'nin yürüttüğü faaliyetler, Cemaat Vakıflarının mülk edinmesine dair çıkartılan yönetmelik çerçevesinde yürütülen faaliyetlerde dikkate alındığında Patrikhanenin “Vatikan Modeli dini bir devlet” kurma gayreti gösterdiğini gözler önüne sermektedir.


TÜRKİYE’DE AZINLIK

Türkiye'de, Lozan Antlaşması'na göre, Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler, 1925 tarihli Türk-Bulgar Dostluk antlaşması'na göre deHıristiyan Bulgarlar azınlık olarak kabul edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti azınlıklarının belirlenmesinde dini mensubiyet esas ölçüt olarak alınmıştır.


 FENER RUM PATRİKHANESİ'NİN STATÜSÜ

Azınlıklara verilen haklar Lozan Antlaşması'nın 37–45. maddelerinde düzenlenmişken, Patrikhane meselesi görüşülmesine rağmen, bir Türk kurumu olarak kabul edildiğinden, bu konuda anlaşmada herhangi bir düzenleme yer almamış, İngiltere ve Yunanistan’ın ortak taahhütleri ile Patrikhane’nin Türkiye’de kalmasına izin verilmiştir. Lozan Barış Antlaşması müzakereleri sırasında, Rum Ortodoks Kilisesi’nin reisi olan Patriğin, Türk Hükümeti tarafından atanan bir memur statüsünde, Patrikhanenin de dini bir müessese olarak İstanbul’da kalması görüşü benimsenmiştir. Yani Lozan’da belirlenen statüye göre, Fener Patrikhanesi, siyasi ve idari görev ve imtiyazlar bulunmayan, sadece İstanbul’daki Rum azınlıklara yönelik, dini faaliyet gösteren Türk yasalarına tabii dini bir kuruluştur. Bu nedenle, .Ekümeniklik vasfı taşımayan Patrikhanenin tüzel kişiliği de bulunmamaktadır. Ekümeniklik, evrensel, dünya çapında anlamlarında kullanılan, dünyadaki tüm Ortodoksların dini önderliğini ifade eden Hıristiyanlığı yayma amacına yönelik, kiliseler arası birliği ifade eden bir kavramdır. Fener Rum Patrikhanesi, varlığını ve faaliyetleriniAyayorgi Kilisesi ve Manastırı Vakfı binalarında misafir olarak sürdürmektedir. Patriğin, Patriği seçecek olan Sen Sinod üyelerinin ve Patrikhane’nin diğer çalışanlarının Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması bir kuraldır.


LOZAN ANTLAŞMASINDA AZINLIKLARA TANINAN HAKLAR

Lozan Antlaşmasında Rumlar dışında açıkça belirlenmiş bir azınlık olmamasına rağmen 42. maddenin, Türkiye Hükümeti azınlıklara ait kiliselere, havralara, mezarlıklara ve diğer dinsel kurumlara her türlü koruma sağlamayı yükümlenir hükmünün hoşgörülü yorumlanması sonucu Ermeni ve Yahudiler de azınlık haklarından yararlandırılmışlardır.

Lozan’da Tanınan Azınlık Hakları:

1) Hayat ve hürriyetlerinin tam olarak korunması

2) Din, mezhep ve inanç gereklerinin serbestçe yerine getirilmesi

3) Ulaşım ve göç serbestliğinden yararlanma

4) Medeni ve siyasi haklardan faydalanma

5) Kanun önünde eşitlik

6) Kamu hizmetlerine alınma, çeşitli meslek ve işleri serbestçe yapma

7) Dillerini serbestçe kullanma (mahkemeler dahil)

8) Her türlü dini ve sosyal kurumlar ile okul ve diğer eğitim kurumlarını kurma ve yönetme

9) Aile hukuku ve kişi haklarının kendi örf ve adetlerine göre yürütülmesini sağlayıcı düzenlemelerin yapılması olarak şekillenmiştir. Ancak, bu hüküm Medeni Kanunun kabulü ve azınlıkların bu haklarından 1925 yılında feragat etmeleri sonucu geçerliliğini yitirmiştir.


AZINLIK FAALİYETLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Yunanistan ve Ermenistan’ın Türkiye’den toprak taleplerine ilişkin tarihi emelleri güncelliğini korumaktadır. Bu sebeple ülkemizin karşı karşıya bulunduğu tehdit de dikkate alınarak Rum ve Ermeni azınlık ile halen çeşitli ülkelerde yaşayan Rumlar ve Ermenilerin faaliyetleri ve Yunanistan’ın bu faaliyetlere katkısı üzerinde durmak gerekmektedir.


PATRİKHANE’NİN FAALİYETLERİ

Patrikhane statüsünü belirleyen yazılı bir hukuk metninin bulunmamasından da istifade ederek, yurtiçinde ve yurtdışındaki temas ve faaliyetler ile Lozan öncesindeki statüsünü tekrar kazanmak üzere Ekümeniklik iddiaları ile ortaya çıkmakta, siyasi, dini, idari güç ve nüfuz kazanmaya çalışmaktadır.

Patrikhane’nin dikkat çeken önemli faaliyetleri şunlardır:

a) 1950’li yıllardan sonra Kuzey ve Güney Amerika Avustralya, Girit, Onikiadalar ve Yunanistan’ın Aynaros Kasabası (20 manastırlı) kiliselerini dini yönden kendisine bağlamıştır.

b) 1989 yılında Atina’da Fener Patrikhanesi’ne bağlı olarak“Patrikhane Uzak Doğu Misyonerlik Teşkilatı” kurulmuştur.

c) 1992’de alışılmışın dışında İstanbul’da Ortodoks Patrikler toplantısı yapılmıştır.

d) İstanbul Bulgar Ortodoks Kilisesi Başkanlığı’na “Ekümenik Patrik” imzası ile gönderdiği emirnamede, kilisenin bundan böyle Bulgar Ortodokslara vereceği doğum, ölüm, nikâh belgelerinin Slavca yerine Yunanca doldurularak verilmesini, Bulgar Kilisesi’nde yapılan ayin ve törenlerde dil olarak Rumcanın kullanılmasını talep etmiştir.

e) Bartholomeos, Eylül 1993’de Bulgaristan’a yaptığı bir ziyarette, tüm Ortodoks ülkelerinin Büyükelçilerinin katıldığı basına kapalı bir toplantı düzenlemiş, toplantıda, Balkanlar’da bir “Ortodoks Birliği”kurulması, birliğe dahil ülkelerin askeri, siyasi ve ekonomik yardımlaşmada bulunmaları konuları görüşülmüştür.

f) 1993–1994 yıllarında 14 ülkeye gezi düzenleyerek sadece dini liderlerle değil, Devlet Başkanları ve siyasilerle de görüşmeler yapılmış, AB Dönem Başkanı ve Avrupa Parlamentosu Başkanı ile de görüşmelerde bulunulmuştur. Patriğe genellikle Devlet Başkanı Muamelesi yapılmış, Patrik de “Ekümeniklik” iddiaları çerçevesinde“Ortodoksların Lideri”görüntüsünü vermeye gayret göstermiştir.

g) 1997 yılında İstanbul’da “Barış ve Hoşgörü” İsimli uluslararası bir konferans düzenlenmiş, sonuç bildirisi Bartholomeos tarafından “Ekümenik Ortodoks Ruhani Lideri” sıfatıyla imzalanmıştır.

h) 9 ülkede “Dış örgütlenme” gerçekleştirilmiştir.

i) 1997 yılında BM Genel Kurulu’na katılmış, burada “Yeni Roma Patriği” olarak takdim edilmiştir.

j) Fener Rum Ortodoks Patriği Bartholomeos, son olarak 09–11 Aralık 2001 tarihleri arasında Selanik’te “Yurt Dışında Yaşayan Yunanlılar Konseyi” (SAE)’nin 4. Dünya Kongresi’ne katılmıştır.“21.Yüzyılda Helenizm’in birlik ve beraberlik içinde işbirliği yapması” mesajının verildiği konferansta, Yunanistan Cumhurbaşkanı’nı takiben söz alan Bartholomeos yaptığı konuşmada;

— Kongre’ye din adamlarının en üst düzeyde katılımının, Ortodoks Kilisesi’nin uzun yıllar Helenizm’in şekillenmesine ve idame ettirilmesine verdiği önemin göstergesi olduğunu,

—Yurt Dışında Yaşayan Yunanlılar Konseyi” (SAE)2nin bu adımının, dünya Helenizm’ini daha büyük bir bütünleşmeye götüreceğini,

— Helenizm ve Ortodoks Kilisesi’nin evrenselliğinin kültür temeli üzerine oturması gerektiğini belirtmiştir. Konferansta, Kıbrıs konusu, Ekümenik Patrikhane, Yunanistan’ın Balkanlar’daki rolü, Makedonya konusu, Pontus Helenlerinin soykırımının tanınması, Ege’nin korunması konularına ilişkin olarak oybirliği ile kararlar alındığı açık kaynaklardan öğrenilmiştir.

— Tüm dünyada yaşayan Helenizm’in mülki, dini ve kültürel kimliğini muhafaza etmek ve Yunanistan ile Yunanlıların yaşadıkları ülkeler arasında köprü olarak kullanmak amacıyla kurulan “Yurt Dışında Yaşayan Yunanlılar Konseyi” (SAE)’nin esas amacının, Yunan milli çıkarlarını uluslararası platformlarda savunmak ve özellikle Türkiye aleyhinde Dünya kamuoyunu etkilemek olduğu kıymetlendirilmektedir. Konferansta, Fener Patriği Bartholomeos’un görev ve yetkilerini aşan davranışlarda bulunduğu,”Ekümeniklik”iddialarını devam ettirdiği, Yunan milletinin bir temsilcisi olduğunu bir kez daha gündeme getirdiği görülmektedir. Bu nedenleBartholomeos’un vatandaşı olduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin politikalarına aykırı beyanlarda bulunmasının ve bir siyasal organizasyondaki görev ve yetkilerini aşan faaliyetlerinin Türkiye’nin çıkarlarına aykırı olduğu, herhangi bir işlem yapılmaması durumunda teamül oluşturulacağından önleyici tedbir geliştirilmesi ve alınması önemli görülmektedir. Fener Patrikhanesi’nin yıkıcı faaliyetlerine karşı, Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi İstanbul Baş Episkoposluğu Vakfı Temsilcisi Selçuk Erenerol’un görevlerinden istifa ederek göstermek istediği tepkisi de anlamlı görülmektedir. Fener Patrikhanesi, tüzel kişiliği bulunmamasına rağmen, İstanbul’daki Rumlara ait okullar, hastaneler vakıflar ve dernekler gibi kuruluşları fiilen idaresi altında bulundurmakta, ayrıca danışıklı yöntemlerle taşınmaz mal da edinmektedir. Rum vatandaşlar vasıtasıyla kilise çevresinden 17 parsel araziyi satın aldırarak, kilise vakfına bağışlatmıştır.


PATRİKHANE’NİN 5 AŞAMALI PLANI

İstanbul’da Ortodoks dünyası için yeni bir Vatikan yaratmayı hedefleyen Patrikhane 5 aşamalı bir strateji izlemektedir.

BİRİNCİ AŞAMA: Türkiye Cumhuriyeti Kanunlarının vesayetinden ve engellemelerinden kurtulmak

Bilindiği gibi Fener Rum Patrikhanesi, Lozan Anlaşması gereğince “Azınlık statüsün de”dir. Dolayısıyla, Patrik ve kendisine bağlı 12 metropolit ancak Türkiye vatandaşı olan ruhaniler arasından seçilebilir. TC hükümetlerinin uygun görmediği, onaylamadığı herhangi bir ruhani bu göreve aday bile gösterilemez. Fener Rum Patrikhanesi’ne “Vatikan Statüsü” verme düşüncesinde olanlar, ilk aşama olarak TC kanunlarının vesayetinden kurtulmalarının gerekliliğine inanmaktadırlar. Bunun için de Patrikhaneye “Ekümeniklik” sıfatı vermek yeterlidir. Türkiye bunu tanıdığı anda artık Patrikhaneyi kontrol edemeyecektir.

İKİNCİ AŞAMA: “Suriçi İstanbul”un Patrikhanenin Ekümenik damgası altında eski Konstantinople olarak yeniden ihyası

Patrikhane, Türk ve Rum işadamlarının satın alarak”Azınlık Vakıfları”na, onların da Patrikhaneye hibe ettikleri gayrimenkullerle, bu düşüncenin altyapısını önemli ölçüde gerçekleştirmiştir. İstanbul’u sorunlarından kurtarma gibi projelerle de “Suriçi İstanbul” esas şehirden ayrılır, kültürel ve dini çehresi öne çıkarılırsa, Vatikan’a giden yolda çok büyük bir merhale kat edilmiş olacaktır. Zira BM, AB, UNESCO ve Dünya Kiliseler Birliği gibi kuruluşların parasal yardımıyla şehrin eski Bizans ve Hıristiyan çehresi ön plana çıkarılmaya çalışılacaktır. Mülkiyetine sahip olduğu çevre araziyi yerleşime kapatarak, kendi kontrolüne almaya çalışacaktır.

ÜÇÜNCÜ AŞAMA: Hıristiyan ülkelerin İstanbul’da dini ataşelikler açmaları

Ankara’da büyükelçilikleri bulunan tüm Hıristiyan ülkeler, Patrikhane civarında yani Konstantinople’de birer “Dini Ataşelik” açacaklardır. Bunlar, bir süre sonra Vatikanlaşacak, istikbaldeki devletin büyükelçilikleri olacaklardır.

DÖRDÜNCÜ AŞAMA: BM, AB ve UNESCO gibi uluslararası kuruluşların surlar içindeki tarihi Konstantinople’nin “Açık şehir” haline getirilerek, Türkiye’nin hükümranlık hakkını tartışmaya açmaları

Diğer üç aşama gerçekleştiği andan itibaren Türkiye artık gelişmelerin önünü alamayacaktır. Başta BM, AB, UNESCO, Dünya Kiliseler Birliği vb. birçok uluslararası kuruluş, tarihi Konstantinople’nin restorasyonunda katkı sahibi olacaklardır. Şehrin Bizantinist ve Hıristiyan karakteri ön plana çıkarılacaktır. Sonuç olarak şehir bu haliyle dünyaya açık bir ortak anakent haline getirilecek, dini ataşelikleriyle, kültür mozaiğiyle artık bir Türk şehri değil, şimdilik sembolik de olsa 270 milyonluk Ortodoks dünyasının kalbi ve kıblesi olacaktır.

BEŞİNCİ AŞAMA: Vatikan’ın (Bizans’ın) resmen kuruluşu

Bu safhada “Ekümenik” bir Patrikhanenin önderliğinde Bizans yeniden ihya edilmiş olacak, önce İstanbul’un tamamı, kademeli olarak da boğazların Avrupa yakasındaki topraklarımız elimizden çıkacaktır. Ekonomik darboğazlarla boğuşan, dış baskı Ve ambargolarla bunalar, PKK terör örgütü ve sözde dost komşularıyla boğuşan bir Türkiye bu safhada dünyayı karşısına alamayacaktır. Bu mücadelede hiçbir yerden destek de bulamayacaktır.

YUNANİSTAN’IN PATRİKHANE’YE VERDİĞİ HEDEFLER

Yunanistan tüm Ortodoks ülkeler üzerinde etkinlik sağlamak, Megalı ideayı canlı tutmak, Bizans’ın mirasçısı olarak Patrikhaneyi ön plana çıkarmak maksadıyla, Patriğin faaliyetlerini desteklemektedir.

22 Ekim 1991’de Birinci Bartholomeos Patrik seçildikten sonra Yunanistan Dışişleri tarafından “Fener Patrikhanesi’ne Gerçekleştirilmesi istenen hedefler” verilmiştir.

Bu hedefler şunlardır:

— Patrikhane’nin faaliyetlerinde “ekümenik” vasfını kanıtlaması

— Patrikhane’nin Rus Kilisesi ve Doğu Avrupa’daki kiliselerle ilişkilerini güçlendirmesi

— Heybeliada Ruhban Okulu’nun faaliyete geçirilmesi

— İsviçre/ Şambiri Ortodoks merkezinin güçlendirilmesi


PATRİKHANE’NİN STATÜSÜ DIŞI FAALİYETLERİ

Yunanistan tarafından gösterilen hedefleri de kapsayacak şekilde, Patrikhanenin statü dışı faaliyetlerini şu başlıklar altında toplamak mümkün:

— Ekümeniklik vasfını sağlama ve siyasi güç kazanma girişimleri

— Yunanistan ile ilişkileri (Bizans’ın ihyası) ve Ortodoks ittifakı kurma girişimleri

— İdari, sosyal ve ekonomik faaliyetleri

— Heybeliada Ruhban Okulunu açtırma girişimleri Patrikhanenin faaliyetleri ile bu faaliyetleri destekleyen yoğun yurtiçi ve yurtdışı temas ve ziyaretler, Ortodoks cemaati bulunan ülkelerde örgütlenme, kiliseler arası ve dini sorunlar. Çözme, banka ve TV kurma girişimleri, statü dışı olarak kendi içinde “Bakanlar Kurulu” benzeri, idari bir yapılanma gayreti ve Yunanistan’la geliştirilen sıkı ilişkiler topluca incelendiğinde;

— Patrikhanenin “Ekümeniklik” vasfını kabul ettirmek suretiyle tüm Ortodoks dünyasının Patrikhanesi niteliğini yeniden kazanmayı amaçladığı,

— Yunanistan’ın Fener Patrikhanesine “Ekümenik ve Vatikan modeli bir dini devlet” statüsü kazandırıp, Patrikhanenin dini nüfuzunu da kullanarak”Ortodoks İttifakı” oluşturmaya çalıştığı,

— Patrikhane’nin oluşturulmaya çalışılan Ortodoks ittifakın içinde etkin rol alarak, Yunan idealleri ile özlemlerine hizmet eden, bir kuruluş olma yönünde faaliyetlerini sürdüreceği,

— Patrikhane bünyesinde “Bakanlar Kurulu” benzeri bir yapılanma oluşturarak, kurulması düşünülen devlet için gerekli altyapının oluşturulmaya çalışıldığı,

— Ruhban Okulunu açma girişimlerinin de İstanbul’da yaşayan 1200–1500 Rum azınlığın gerçek ihtiyaçlarını karşılamaktan çok “Helen ve Ortodoks emellerini” simgeleyen “siyasi bir talep” niteliğinde olduğu değerlendirilmektedir.


RUMLARIN KARADENİZ’E YÖNELİK FAALİYETLERİ

Karadeniz Bölgesi Rumlar için, coğrafi ve tarihi olarak Helen idaresinin Türklere direndiği en son bölge olması bakımından ayrı bir öneme sahip olup, bölge “Megalı İdea”nın bir parçası durumundadır. Yunanistan bu milli hedefini elde etmek maksadıyla, 1916–1922 yılları arasında Karadeniz’den göç eden Rumların durumunu, öncelikle Yunan ve Uluslararası Kamuoyunun gündemine getirmeye ve 19 Mayıs 1919 tarihinin, Pontus’ların soykırım günü olarak kabul edilmesini sağlamaya yönelik çabalarını sürdürürken, PKK ile işbirliği içerisinde, bölgeye yönelik faaliyetlerini de hızlandırmıştır. Bu kapsamdaki önemli faaliyetler şunlardır;

— Yunanistan 1974’ten itibaren Türkiye’ye karşı Ermeni, Rum ve Kürt unsurların birleşik mücadelesini sağlama çabası içine girmiş ve bu amaçla “Küçük Asya ve Kıbrıs Halkları Mücadele Koordine Komitesini” kurmuştur.

— Pontus’ların soykırım konusunu, Yunan ve Dünya Kamuoyunun gündemine getirme çalışmalarını hızla devam ettirmektedir.

— 1992 yılında Avrupa Parlamentosuna, Yunanistan tarafından“Pontus’lu” Rumların soykırımının kabul edilmesi ve 19 Mayıs’ın anma günü olarak tespitine ilişkin bir karar tasarısı sunulmuştur.19 Mayıs Günü, “Pontus’luların Soykırımını” anma günü olarak 1994 yılında Yunan Parlamentosunda kabul edilmiştir.

— Türkiye’den göç eden Rumların ve yabancı Misyonların bölgeye olan ziyaretleri artmıştır.

— Türkiye’yi stratejik rakip olarak gören Yunanistan’ın Patrikhane ve PKK’yı da kullanarak Pontus’a yönelik faaliyetleri ile Karadeniz’in gelecek dönem dünya ekonomisinde oynayacağı rolü de dikkate alarak, bu konuda Türkiye’nin avantajlarını azaltma gayretleri içinde olacağı.

— Türkiye’den göç ederken, arazi ve gayrimenkullerinin tapularını yanlarında götüren Rumların, halen İngiltere, Fransa ve Avustralya’daki yakınlarını kullanarak, söz konusu tapuları uluslararası Hukuk çerçevesinde dile getirerek Karadeniz Bölgesinden toprak isteme çabalarını gündeme getirebilecekleri, sözde Pontus soykırımını uluslararası kuruluşlara kabul ettirme yönünde, gayretlerini arttıracağı değerlendirilmektedir.


ERMENİLERİN FAALİYETLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

İstanbul Kumkapı Ermeni Patrikhanesi, Ermenistan’daki Eçmiyazin Katagikosluğu’na bağlı olup, Büyük Ermenistan’ın kurulmasını ve Ermenistan ile birleşmesi yönünde faaliyetlerini sürdürmektedir. Ermenilerin ülkemizden talepleri, sözde soykırımın tanınması, buna karşılık tazminat ödenmesi ve toprak verilmesi olarak özetlenebilir. Bu maksatla Ermeni Terör Örgütleri, 1973’lerden günümüze 31’i resmi görevli olmak üzere 47 vatandaşımızı şehit etmişlerdir.6 Nisan 1980’de Lübnan’da ASALA ile PKK arasında imzalanan bir antlaşma ile ASALA Türkiye’ye yönelik terör hareketlerini Karabağ’a kaydırmış ve yerini PKK terör örgütüne bırakmıştır. Sözde Ermeni davasının izlenmesi ise, daha ziyade ABD Kongresi ve Avrupa Parlamentosu gibi siyasi platformlara kaydırılmıştır. Anma faaliyetleri, 1996 yılından başlamak üzere çeşitlilik ve kapsamlı boyutlara sahip bir görünüm arz etmiştir. Sözde soykırımın kabulüne yönelik talepleri de dile getirmeyi sürdürmüşlerdir. Sözde soykırım törenleri; 1997 yılında geçen yıllara oranla daha sessiz ve olaysız geçmiştir. Sözde soykırımı daha çok siyasi platformlara çekme çabaları yoğunluk kazanmıştır. Bazı yerlerde PKK-ERNK temsilcilerinin de katılımı dikkati çekmiştir. Önceki yıllarda, Ermeni çevrelerin faaliyetleri, 24 Nisan tarihine odaklanmışken, bu yıl gözlenen bir eğilim de, bu faaliyetlerin kitap yayını, sergi açılması, anıt dikilmesi gibi çalışmalarla, tüm yıla yayılarak konunu sürekli canlı tutulmak istenmesi olmuştur. Son olarak, Ermeniler son yıllarda faaliyetlerini daha siyasi ve kültürel içerikli hale getirmişlerdir. Ancak Ermeni terör örgütlerinin varlıklarını bugünde muhafaza ettikleri bilinmekte olup, kendi uygun görecekleri koşullarda yeniden terörist eylemlere yönelebilecekleri değerlendirilmektedir.


SONUÇ OLARAK:

Türkiye’de yaşayan Rum ve Ermeni azınlık ile Diaspora Ermenileri ve Rumların Yunanistan’ın öncülüğünde Türkiye aleyhtarı faaliyetlerini sürdürecekleri, Türk Bayrağını, kendi insanı dışında ortaklık kurduğu PKK Terör Örgütü, Rumlar ve Ermeni göstericilere yaktıran Yunanistan’ın;

a) Türkiye toprakları üzerinde başlattığı bu “özel savaşı” bütün vasıtaları kullanarak her alanda yaygınlaştıracağı,

b) Fener Patrikhanesi ile ilgili olarak Türkiye’nin inisiyatifinde bir çözüm öngörülmediği takdirde, bu kuruluşun dış kamuoyunun desteğini alarak ülkemizin iradesi dışında bir yapılanmaya gidebileceği düşünülmektedir. Bugün ve gelecekte milli güvenliğimizi, birlik ve bütünlüğümüzü etkileyen bu ve benzeri sorunlarla ilgili olarak stratejik öngörü modelleri geliştirilerek bir disiplin içerisinde uygulanması gerekmektedir.


PATRİKHANE’NİN DİĞER DEVLETLERLE OLAN İLİŞKİLERİ

ABD-Patrikhane ilişkileri:

Kuzey ve Güney Amerika Ortodoks Kiliseleri Başpiskoposu Yakovas,düşmanca hareketleri nedeni ile Türk vatandaşlığından çıkarılması sonrasında Fener Rum Patriği tarafından yurt dışına atanmıştır. Patrikhanenin evrensel sözcüsü gibi görev yapan Yakovas, aynı zamanda ABD’de güçlü Yunan lobisinin de başını çekmektedir. ABD’de yaşayan Ortodokslar, gerek Yakovas’ın ve gerekse Ortodoks Yunan asıllı Senatör Dr.John Bredames’in yönlendiriciliğinde yoğun propaganda ve lobicilik faaliyeti yürütmektedirler. Kuzey ve Güney Amerika Başpiskoposluğu, O’conner and Hannan isimli bir avukatlık ve lobi firması ile de 01 Ocak 1997 tarihinde bir anlaşma imzalamıştır. Söz konusu güçlü lobicilik faaliyetlerinin etkisi ile,

—21 Mart 1994’te Başbakan Çiller’e Clinton’un “Patrikhanenin statüsünde değişiklik yapılması”isteğini dile getiren mektubun iletilmesi,

—ABD Dışişleri Bakanlığınca Patrikliğin İstanbul’da uluslararası konferanslar düzenlenmesi

İçerikli faaliyetlerine destek olunması gibi sonuçlar elde etmektedirler.

Ayrıca, ABD kongresi üyelerinden Olympia J.Snowe tarafından ABD Senatosu Dış ilişkiler Komisyonu’na 11 Ağustos 1995’te, Fener Rum Patrikhanesi’nin güvenliği ile ilgili bir tasarı sunulmasında, anılan lobicilik faaliyetlerinin etkisi olmuştur. Söz konusu tasarıda, Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi’nin terörist saldırıların yanı sıra, Türk Hükümeti’nin İstanbul Belediyesi’nin ve Türk basınının olumsuz tutumlarına maruz kaldığı, bu nedenle ABD yönetiminin ve BM Güvenlik Konseyi’nin Patrikhane ve mensuplarının korunması vefaaliyetlerinin kısıtlanmaması hususlarında Türk hükümeti nezdinde girişimlerde bulunmaları gerektiği vurgulanmaktadır.

Diğer taraftan;

—Boston Ortodoks Teoloji Okulu son sınıf öğrencilerin oluşan 19 kişilik stajyer grubunun, 07 Ağustos 1999 tarihinde İstanbul’a gelerek Heybeliada Özel Rum Erkek Lisesi Vakfına ait binalarda misafir edilmesi,

—Fener Rum Patrikhanesinin girişimi ve merkezi Newyork’ta bulunan Din ve Barış Üzerine Dünya Konferansı (WCRP) örgütünün işbirliğiyle gerçekleştirilen “Ortodoks Kiliseler ve Avrupa Hıristiyan Demokrat Partileri arasında IV. Diyalog” İsimli uluslararası toplantının,08–09 Haziran 2000 tarihlerinde İstanbul’da yapılması, Fener Rum Patrikhanesi’nin ABD ile olan diyalogunu ortaya koymaktadır. Bilindiği gibi ABD’nin hedefi “Yeni Dünya Düzeni’nde” “Tek Başlı, Tek Merkezli” bir dünya meydana getirmektir. Yaklaşık 50 yıl boyunca “Çift Başlı” bir dünyanın sıkıntılarının kendisine ne kadar pahalıya mal olduğunu görmüştür. Bugün için Rusya her ne kadar eski gücünden çok uzaklaşmış görünse de, gerek nüfusu, gerek coğrafyası, gerek yeraltı-yerüstü zenginlikleri ve gerekse askeri gücüyle her zaman süper güç olmaya namzet bir ülkedir. Rusya, yeni şekillenmede gelecekteki yapısını Ortodoks kilisesi ve Slav milliyetçiliği üzerine bina edebilecektir. Ancak, hâlihazırda Rus yöneticileri, eski komünist sistemin eğitim ve düşünce yapısıyla yetiştikleri için ”Din olgusuna, kiliseye” Gereken sıcaklıkta bakamamaktadırlar. Bu durum, ABD’nin Ortodoks alemi hakkındaki plan ve projeleri için önemli bir avantajdır. Diğer yandan yaklaşık 270 milyon Ortodoks aleminin ezici çoğunluğunun (yaklaşık 200 milyon) Rus olması ise ABD için bir dezavantajdır. Öte yandan Heybeliada Ruhban Okulunun yeniden eğitime açılma konusunda büyük destek veren ABD’nin bu dezavantajı ortadan kaldırmak için”Rum Milli Kilisesi” olan Fener Patrikhanesi’ne”Ekümeniklik” sıfatı ve yetkisi kazandırmak suretiyle, Ortodoks aleminin kontrolünü Rusya’nın elinden almak düşüncesindedir. Böylece Türkiye’de sadece 2000–3000 tüm dünyada ise 8–10 milyon yandaşı bulunan bir kilise ile 270 milyonluk Ortodoks âlemini, özellikle Rusya’nın yeni yapılanmasındaki iki ayağından birini kontrol etmiş olacaktır.

Rusya-Patrikhane ilişkileri:

Rusya’daki Ortodoksluk, tüm dünya Ortodoksluğu için çok büyük önem taşımaktadır. Rusya’yı dikkate almadan Ortodoks aleminde hiçbir girişim yapılamayacağı dünya kamuoyu tarafından bilinmektedir. Özellikle SSCB’nin dağılmasından sonra yeniden Çarlık dönemindeki gücüne kavuşan Rus Ortodoks Kilisesi, tüm Ortodoksluğun temsilcisi ve koruyucusu olduğunu her fırsatta vurgulamaktadır. İstanbul’daki Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi, statü itibariyle “Eşitler arasındaki birinci” Durumundaysa da son sözün söylenmesinde en büyük pay yine de Rus Ortodoks Kilisesindedir. Rusya’da geçmişte olduğu gibi günümüzde de Ortodoks aleminin her milletine özgü, milli kilise vardır. Ayrıca 1821’den itibaren güçlendirilmiş ve fakat 1912’de gücü ezilmiş olan Grek Ortodoks Kilisesi de bulunmaktadır. Günümüzde Rus Ortodoks Kilisesiyle Grek Ortodoks Kilisesi, birlikte Ortodoksluğun en önemli temsilcileri durumundadırlar. Rus Ortodoks Kilisesi, SSCB’nin dağılmasıyla yeniden ve eskisinden çok daha güçlü olarak ortaya çıkmıştır. Tarihteki tüm iddialarını yeniden gerçekleştirme çabasına giren bu kilisenin kendisi için koyduğu nihai hedef, İstanbul’un Ortodoks kimliğinin, Rus Ortodoks Kilisesi’nin denetimi altına alınarak bir kez daha tarih sahnesine çıkartılmasıdır. Fener Rum Patrikhanesi, eski Sovyetlerin dağılması sonrasında Rus Ortodoks Kilisesi’ni karşısına alma pahasına ABD’nin de desteği ile Rus Ortodoks kilisesine bağlı Ukrayna ve Estonya kiliselerini bağımsız kilise olarak tanıma kararı almış, bu kararın arkasında Rusya’nın bulunması, Rusya Patrikhanesi’ni rahatsız etmiştir. Bu konu Fener Rum Patrikhanesi ile Rus Patrikhanesi arasındaki anlaşmazlıkların temelini oluşturmaktadır. ABD ve Avrupa Birliği’nin de Fener Rum Patrikhanesi’ne karşı son zamanlarda artan ilgisinin altında yatan nedenlerden birisi de ortak çıkarlar doğrultusunda Fener Rum Patrikhanesi’nin almış olduğu bir karardır. Bu temel anlaşmazlığa rağmen, Rus Ortodoks Patriği Alexy II’nin girişimleriyle 20 Ocak 1996 tarihinde Fener Patrikhanesi’yle bir protokol imzalanmış ve 201 sayılı bu protokole göre “iki kilise birbirlerinin çıkarlarını zedelememe ve birbirlerinin etki alanına müdahale etmeme kararı” almışlardır Fener Rum Patrikhanesi ile Moskova Patrikhanesi arasında imzalanan ve Estonya’da faaliyet gösteren 87 kiliseye bağlı cemaatin 52’sinin,Fener Rum Patrikhanesi’ne 29’unun Moskova Patrikhanesi’ne bağlı olarak faaliyetlerini sürdürmesini karara bağlayan anlaşma, Fener Rum Patrikhanesi’nin zaferi olarak nitelendirilebilir. Ancak Estonya’daki 6 kilisenin cemaatinin ise hangi Patrikhaneye bağlı olarak faaliyetlerini sürdüreceği konusundaki kesin karar verilememiştir. Diğer taraftan 01 Temmuz 1993 tarihinde Rusya ile Yunanistan arasında imzalanan 12 maddelik Anlaşma ile

—İslam ve Türk tehlikesine karşı ortak askeri savunmanın,

—Balkanlardaki Türk-İslam tehlikesine karşı Ortak mücadelenin,

—Yunan ve Ortodoks kiliselerinin işbirliğinin sağlanması önem arz etmektedir.

Yunanistan-Patrikhane ilişkileri:

Yunanistan’ın 1829 yılında bağımsızlığını kazanmasından sonra İstanbul Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi her geçen gün Yunan hükümetinin çıkar ve buyrukları doğrultusunda hareket etmeye başlamıştır. Yunanistan’ın bağımsızlığını kazanmak için yürüttüğü faaliyetlere önemli ölçüde destek veren Patrikhane, Yunanistan bağımsızlığını kazandıktan sonra da bu desteğini artırarak devam ettirmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun I. Dünya Savaşından yenik ayrılması ve mütareke döneminin başlamasıyla birlikte, Patrikhane Bizans’ı yeniden diriltmek ve Türk topraklarından bir kısmını Yunanistan’a bağlamak için yoğun faaliyete girişmiştir. Bu amaçla büyük Yunanistan hayalini gerçekleştirmek için faaliyet gösteren Etniki Eterya, Mavri Mira gibi cemiyetler ile Patrikhaneyi bir merkez olarak kullanmışlardır. Patrikhane ayrıca Karadeniz Bölgesindeki Rum çetelerini de desteklemiştir. Fener Rum Patrikhanesinin Yunan isyanları sırasında, Girit Adası’nın, Mora’nın elimizden çıkmasında, Kurtuluş Savaşı verdiğimiz yıllarda Patrikhanenin destekleriyle kurulan Mavri Mira ve Pontus Cemiyetleri vasıtasıyla Anadolu’nun çeşitli yörelerinde Rum azınlığın giriştiği ayaklanmalarda önemli bir rol oynadığı gerçektir. Patrikhaneyi Yunanistan’la birleştirmesi konusunda, yarı resmi de olsa siyasi programının başına alan Venizelos’un bu dönemde İstanbul’a yolladığı iki siyasi temsilcinin, Patrikhane ile işbirliği yaparak İstanbul’dan toplanan çok sayıda gönüllü Rum’u silahlandırıp, İzmir ve Trakya’ya gönderdikleri muhtelif tarihçiler tarafından ifade edilmektedir. Ayrıca, İstanbul’un 16 Mart 1920’de İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmesinden sonra, Patrikhaneye Bizans’ın çift başlı kartal armasını taşıyan bayrağı çekilmiştir. (Fener Patrikhanesi Bizans’ın çift başlı kartal armasını bugün de kullanmaktadır)Bu durum bize Bizans’ın tekrar diriltilmesi için var olan ruhun hiçbir zaman ölmediğini ve uygun bir zemin bulduğunda tekrar ortaya çıkabileceğini göstermektedir. Lozan Antlaşması’nın imzalanmasından sonra, Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi’ne yeni bir statü kazandırılarak Osmanlı Devleti dönemindeki ayrıcalıklarının kaldırılması, Patrikhane ile Yunanistan arasındaki ilişkilere bir durgunluk getirmiş ve nispeten Yunanistan’ın Patrikhane üzerindeki nüfuzunu kırmıştır. Ancak bu durum Yunanistan ile Patrikhane arasındaki bağı tamamen koparmamıştır. Günümüzde de Patrikhane ile Yunanistan arasındaki ilişkiler açık bir şekilde devam ettirilmektedir. 1992 yılında, Girit Adasında Patrik Bartholomeos’un şerefine verilen bir yemekte, dönemin Yunanistan Başbakanı Michotakis’in Fener Patriğine hitaben yaptığı konuşmada“Sayın Patrik, tüm Helenizm’in ve özellikle vatanımızın sınırları içinde yaşayan 10 milyon Yunanlının yanınızda olduğunu unutmamanızı isterim” şeklindeki ifadeleri, Yunanistan’ın Patrikhaneye bakış açısını göstermesi bakımından önemlidir. Esas itibariyle Yunanistan Patrikhaneyi “Büyük Yunanistan” hayalini gerçekleştirmek için bir temel taşı olarak görmektedir. Bu bağlamda, Patrikhanenin faaliyetlerine destek olmak Yunanistan’da hükümet, muhalefet ve tüm basının mutabakata vardığı bir devlet politikasıdır. Basın-yayın organlarında her fırsatta Patrikhanenin sözde “Ekümenik” vasfı vurgulanmaktadır. 

 

 
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol