I. Dünya Savaşı Sonrası Gelişmeler ve II. Dünya Savaşı
BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI'NDAN SONRA AVRUPA'DAKİ GELİŞMELER
I. Dünya Savaşı, Almanya'nın başını çektiği İttifak Devletleri'nin mağlubiyetiyle sonuçlandı. Avusturya - Macaristan İmparatorluğu parçalandı ve imparatorluk içindeki milletler bağımsızlıklarını kazandılar. Bulgar kralı, Almanya ve Avusturya imparatorları tahtlarını bırakarak komşu devletlere sığındılar.
I. Dünya Savaşı sonunda Orta ve Doğu Avrupa'da Letonya, Estonya, Litvanya, Finlandiya, Macaristan, Polonya, Çekoslovakya ve Yugoslavya gibi devletler kuruldu.
İtalya'da ve Almanya'da rejim değişikliği oldu. İtalya'da Faşizm, Almanya'da Cumhuriyet rejimleri kuruldu. 1933'te yönetimi ele geçiren Hitler, Almanya diktatörü oldu.
I. Dünya Savaşı'ndan sonra İttifak Devletleri'ne imzalatılan ağır antlaşmalar Avrupa'da gerçek barışı sağlayamadığı gibi kararsızlığa ve siyasi kargaşaya neden olmuştur.
Savaş sonrasında Almanya Versay Antlaşmasından kurtulmak, Fransa elde ettiği çıkarları korumak, savaştan en kârlı çıkan İngiltere ekonomik kayıplarını gidermek, İtalya amacına ulaşamadığından yeni çıkarlar elde etmek için uğraşıyorlardı. ABD ve Rusya ise, Avrupa siyasetinden uzaklaşmışlardı. I. Dünya Savaşı'nın yıkıcı etkisini gören devletler barışı korumak için bazı çalışmalar yaptılar.
1. Milletler Cemiyeti (10 Ocak 1920)
İtilaf Devletleri, uluslararası barışı sağlamak ve güvenliği korumak için Paris Konferansı’nda 28 Nisan 1919'da Milletler Cemiyeti'nin (Uluslar Kurumu) kurulmasını kararlaştırdılar.
10 Haziran 1919'da Londra'da çalışmalara başlayan Milletler Cemiyeti, Versay Antlaşması'nın onaylanmasından sonra 10 Ocak 1920'de resmen kuruldu ve merkeziCenevre oldu.
Çok iyi niyetlerle kurulan Milletler Cemiyeti, uluslararası barışı korumaktan çok, büyük devletlerin çıkarlarını korumuş, görevini yapmadığından zamanla güvenirliğini yitirmiştir.
2. Locarno Antlaşması (1 Aralık 1925)
Fransa'nın Almanya'ya olan güvensizliği sonucunda Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya, Belçika, Polonya ve Çekoslovakya arasında imzalanmıştır. Bu antlaşma ile anlaşmazlıkların barış yoluyla ve Milletler Cemiyeti kanalıyla çözümlenmesi kabul edilmiştir.
3. Kellog Paktı (27 Ağustos 1928)
ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, Polonya, Çekoslovakya ve Belçikaarasında Paris'te imzalanmıştır. Barışın sürekliliğini sağlamak ve devletlerarası ilişkilerde barışçı yollara başvurmak esas alınmıştır. Türkiye’de 1929 yılında bu pakta üye olmuştur. Bu pakt da sorunlara pratik çözüm getirememiştir.
İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI |
Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan antlaşmalarla, devletlerarasında devamlı bir barış sağlanamadı. Birinci Dünya savaşı sonrasında büyük ümitlerle kurulan Milletler Cemiyeti, dünya barışını sağlamada yetersiz kaldı.
İkinci dünya Savaşı’nın nedenlerini, Birinci Dünya Savaşı’nın çözümlenmeden bıraktığı sorunlar ve bunlardan doğan gelişmelerdir.
İkinci Dünya Savaşı’nın Nedenleri:
Birinci Dünya Savaşı’ndan mağlup çıkan devletlere ekonomik, siyasal, askeri ve hukuki alanlarda ağır şartların kabul ettirilmesi bu durumdan hoşnut olmayan devletlerin silahlanması.
Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra sınırların belirlenmesinde milliyetçilik anlayışına dikkat edilmemesi, bu nedenle etnik çatışma ve sınır sorunlarının ortaya çıkması.
İtalya’nın, Birinci Dünya Savaşı’nın galipleri içinde yer almasına rağmen isteklerine ulaşamaması.
Yönetimi eline geçiren Mussoli’nin İtalya’yı büyük devlet yapmak istemesi ve saldırgan bir politika izlemesi.
Uzakdoğu’da Büyük bir devlet kurmak isteyen Japonya’nın, Avrupa devletlerini Asya kıtasından çıkarmak istemesi.
Almanya’nın, Versay Antlaşması şartlarına aykırı olarak silahlanması ve saldırgan bir politika izlemesi.
Dünyada barışı sağlamak amacıyla kurulan Milletler Cemiyeti’nin etkisiz kalışı ve İngiltere’nin güdümüne girmesi.
Rusya’nın yayılmacı bir politika izlemesi.
Birinci Dünya Savaşı sonucunda kendilerini mağdur olmuş gören Almanya ve İtalya anlaşarak “Roma-Berlin Mihveri” denilen bir birlik kurdular(1936). Daha sonra bu birliğe Japonya’da katıldı.
İkinci Dünya Savaşı, Almanya’nın Polonya’ya saldırmasıyla başladı (1 Eylül 1939). İngiltere ve Fransa, bu gelişme üzerine Almanya’ya savaş ilan etti. Savaş alanı kısa sürede genişleyerek diğer kıtalara ve denizaşırı yerlere yayıldı. Almanlar, Polonya topraklarını ele geçirirken, daha önce Almanya ile anlaşmış olan Sovyet Rusya’da Polonya’ya savaş açtı. Sonuçta Polonya toprakları, Almanya ve Sovyet Rusya arasında paylaşıldı. Ruslar, Batlık ülkelerini de egemenlikleri altına aldılar. Fakat Finlandiya’da başarı sağlayamadılar.
Almanya Polonya’dan sonra Danimarka ve Norveç’e saldırdı. Belçika ve Hollanda’yı ele geçirdi. Daha sonra Fransa’yı işgal etti. Almanya’nın yanında savaşa katılan İtalya, Yunanistan’a saldırdı fakat başarılı olamadı
Alman orduları daha sonra Balkanlar yönünde ilerleyerek Macaristan, Romanya, Yugoslavya, Bulgaristan ve Yunanistan’ı işgal etti. Aralarındaki dostluk antlaşmasına rağmen Almanya, aniden Rusya’ya saldırdı. Bunun üzerine Rusya, İngiltere ile anlaşarak “Müttefik (Bağlaşık) Devletler” grubunu oluşturdu.
Savaşa Almanya’nın safında katılan Japonya Havai adalarındaki Pearl Harbour (Pörl Harbur) Limanında bulunan Amerikan donanmasına bir baskın düzenledi. Bunun üzerine ABD, Japonya’ya savaş açtı (1941).
ABD’nin savaşa girmesiyle Alman ve İtalyan kuvvetleri her cephede yenilmeye başladı. ABD ve İngiliz askerlerinin İtalya’ya girmesi üzerine İtalya, barış istemek zorunda kaldı.
Her cephede gerilemeye başlayan Almanya’da, daha fazla direnemeyerek 1945 yılında kayıtsız şartsız teslim oldu.
Tek kalan Japonya belli bir süre savaşı sürdürmüşse de, Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombasının atılması üzerine kayıtsız şartsız teslim olmak zorunda kaldı.
İkinci Dünya Savaşı’nda Türkiye’nin Tutumu:
İkinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde Türkiye tarafsız kalarak, toprak bütünlüğünü korumayı amaç edinen bir dış politika izledi. Ancak, Türkiye’yi, jeopolitik öneminden dolayı savaş süresince her iki grup devlette kendi yanlarında savaşa sokmak için büyük çaba harcadılar. Fakat istedikleri sonucu elde edemediler. Türkiye savaşın sonlarına kadar tarafsız kalmayı başardı.
Türkiye savaşın sonlarına doğru, galip devletlerarasında yer alabilmek ve birleşmiş Milletler Teşkilatına üye olabilmek için 23 Şubat 1945 tarihinde Almanya ve Japonya’ya savaş ilan etti. Ancak İkinci Dünya Savaşı bitmek üzereydi. Türkiye’nin savaşa girmesi kâğıt üzerinde bir formalite olarak kalmıştır.
İkinci Dünya Savaşı’nın Sonuçları:
Demokrasi-Diktatörlük mücadelesi olarak görülen bu savaşı demokrasiyi savunan devletler (Rusya hariç) kazandı.
Aşırı milliyetçi akımlar başarıya ulaşamadı (Faşizm, Nazizm).
Sömürgecilik dönemi sona ermeye başladı ve savaştan sonra sömürge altındaki yerlerden pek çoğu bağımsızlıklarını kazandılar (Hindistan, Mısır, Pakistan, Cezayir, Tunus, Libya vb.).
Rusya, komünist rejimini doğu ve orta Avrupa ile Çin’e taşıdı.
Rusya ve ABD dünyanın en büyük iki devleti haline geldi.
Dünya barışını sağlamak amacıyla Birleşmiş Milletler teşkilatı kuruldu (26 Haziran 1945) (Teşkilattaki bazı devletlerin daimi veto hakkının bulunması devletlerin eşitliği ilkesine aykırı bir durumdur).
Almanya, Doğu ve batı Almanya olmak üzere ikiye ayrıldı.
Almanya ve İtalya’nın işgal ettiği Balkan ve Doğu Avrupa ülkeleri, Rusya’nın denetiminde yeniden kuruldu.
Filistin topraklarında İsrail Devleti kuruldu.
Milyonlarca insan öldürüldü. Sivillerin ölmesi üzerine, sivil savunma anlayışı sistemli hale getirildi.
Silah teknolojisi gelişerek, silahlanma yarışı başladı.
ABD ile Rusya arasında soğuk savaş dönemi başladı ve NATO ile VARŞOVA askeri paktları kuruldu.
Avrupa’nın siyasi sınırları değişti.
TRUMAN DOKTRİNİ (12 Mart 1947)
Sovyetler Birliği’nin dünyanın çeşitli bölgelerinde yayılmacı bir politika takip etmeye başlaması üzerine ABD, Türkiye ve Yunanistan’ı iktisadi ve askeri yönden destekleme kararı vermiştir(Bu amaçla, 300 milyon doları Yunanistan’a, 100 milyon doları da Türkiye’ye verilmek üzere 400 milyon dolarlık bir yardım paketi hazırlanmıştır).
Truman Doktrini, Sovyet baskısı karşısında devamlı ABD’nin desteğini arayan Türkiye’de büyük bir memnunluk meydana getirmiştir. Türk kamuoyu Doktrini, Sovyet tehdidine karşı Türkiye’nin bağımsızlığının sağlanmasında önemli bir adım olarak görmüştür.
Türkiye’ye yapılacak yardım hakkındaki anlaşma 12 Temmuz 1947’de Ankara’da imzalanmıştır. Bu antlaşma, Türk-ABD işbirliğinin giderek gelişmesinde bir başlangıç noktası teşkil etmiştir. Antlaşma, Türk kamuoyunda Türkiye’nin iç ve dış politikası açısından bir teminat olarak görülmüş ve Türk ordusunun öneminin ABD tarafından anlaşıldığı şeklinde değerlendirilmiştir. Antlaşmanın imzalanmasından sonra ABD yardım yapmaya başlamıştır. Bu yardımlar askeri amaçlı olduğu için Türk ekonomisinde istenilen refahı sağlayamamıştır.
Not:Truman Doktrini dünyanın iki kutba ayrılmasının başlangıcı olmuş ve soğuk savaşın ilk adımlarını atarken Doğu Avrupa ve Balkanlardaki bölünmeyi de kesinleştirmiştir.
MARSHALL PLANI
İkinci Dünya Savaşı’ndan ekonomik ve sosyal bakımdan büyük sarsıntılarla çıkan Avrupa devletlerinin kalkınmasını sağlamak için ABD belli bir kalkınma programı takip etme gereği duymuştur. Bu plan, öncülüğünü dışişleri bakanı Marshall yaptığı için Marshall Planı adını almıştır. Mashall, 5 Haziran 1947’de Harward Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada Avrupa ülkelerinin iktisadi kalkınmalarını planlamak için bir araya gelmelerini istemiş ve ortak bir plan hazırlanırsa ABD’nin her türlü yardımı yapmaya hazır olduğunu söylemiştir. Bunun üzerine İngiltere ve Fransa öncülüğünde 16 Avrupa devleti 12 Temmuz 1947’de Paris’te toplanarak, Avrupa devletlerinin ihtiyaçları konusunda ortak bir rapor hazırlamışlardır. Böylece dört yılı kapsayan(1947–1951) Avrupa Kalkınma Projesi, yani Marshall yardımı başlamıştır.
Türkiye’nin müracaatı üzerine 4 Temmuz 1948’de iki ülke arasında ekonomik işbirliği antlaşması imzalanmış ve Marshall Planı çerçevesinde 1949–1951 yılları arasında Türkiye’ye yardım yapılmıştır. 1951 yılından sonra bu yardım, “Ortak Savunma Programına” dâhil edilmiş ve “Ortak Savunma İdaresi” kanalıyla yapılmıştır.
Not:Türkiye bu yardımların yürürlüğe girmesiyle, artık batı yanlısı bir politika takip etmeye başlamış, bu yeni politikaya uygun olarak içerde liberal bir ekonomi izlemeye başlamıştır.
Yorum: Truman Doktrini ve Marshall Planı, fikir ve amaç bakımından Sovyet yayılmasını önlemeye yöneliktir. Truman Doktrini komünist tecavüzlerine karşı olan ve daha çok Sovyetler Birliği’nin yörüngesine girmeyen ülkeleri korumak için bir set çekme politikası olduğu halde, Marshall planı’nın amacı, Avrupa ülkelerinin iktisadi kalkınmasını sağlayarak, Avrupa’nın komünistleşmesini önlemeye yöneliktir. Marshall Planı’nın Sovyetler Birliği’ne de uygulanabileceğinin açıklanmasına rağmen, Sovyetler Birliği buna katılmamış ve Molotov Planı ile buna cevap vermiştir.
NATO’NUN KURULUŞU VE TÜRKİYE’NİN NATO’YA ÜYE OLMASI (4 Nisan 1949)
Sovyetler Birliği’nin tehdit ve yayılmacı politikası karşısında 4 Nisan 1949 tarihinde Washington’da Belçika, Kanada, Danimarka, Fransa, İngiltere, İzlanda, İtalya, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, Portekiz ve ABD arasında kısa adı NATO (North Atlantic Treaty Organization) olan Kuzey Atlantik İttifakı kuruldu.
Kuzey Atlantik Antlaşması’nın hükümlerine göre, ittifaka dahil olan ülkeler, Kuzey Atlantik bölgesinde milletlerarası barış ve güvenliği davam ettirmeyi, istikrar ve refahı geliştirmeyi, Birleşmiş Milletler Antlaşmasına uygun olarak taahhüt etmekte, ayrıca içlerinden birine yapılan bir saldırıyı hepsine yapılmış sayacaklardı.
Türkiye, Sovyetler Birliği’nden duyduğu endişeler karşısında güvenliğini tam olarak sağlayabilmek amacıyla NATO’ya girmek için faaliyetlere girişmiş fakat bu isteği batılı devletler tarafından siyasi ve psikolojik nedenlerden dolayı olumlu karşılanmamıştır.
Kuzey Kore’nin Güney Kore’ye saldırması üzerine Birleşmiş Milletler 27 Haziran 1950’de Güney Kore’ye yardım kararı almıştır. Türkiye’de 25 Temmuz 1950’de Birleşmiş Milletler kumandanlığı emrinde olmak üzere, 4500 kişilik bir kuvveti Güney Kore’ye göndermeye karar vermiştir.
Türkiye’nin Kore’ye asker göndermesinden sonra ABD’nin tavrı değişmeye başlamış 15 Ekim 1951 yılında Londra’da Yunanistan ile Türkiye’nin NATO’ya katılmasını sağlayan ek protokol yayınlanmış ve üye devletlerin metni onayından sonra 22 Ekim 1951 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
TBMM 18 Şubat 1952’de Kuzey Atlantik Antlaşması’nı onaylayarak NATO’ya resmen üye olmuştur.
Yorum: Türkiye’nin NATO’ya üye olmasıyla, Sovyet tehditlerine karşı güvenliğini tam olarak sağlamış, aynı zamanda kalkınması için gerekli olan dış yardımları da düzenli bir şekilde almaya başlamıştır. Türkiye NATO’ya girmekle sadece güvenlik meselesinde batılılarla yakın işbirliği kurmakla kalmamış, tam manasıyla batı bloğunun bir üyesi olarak milletlerarası meselelerde batılılarla ortak bir politika takip etmeye başlamıştır.