Dağılma Dönemi-3

19. YÜZYIL ISLAHAT HAREKETLERİ

 
      Nizam'ı Cedit'e tepki ve II. Mahmut'un Sultan Olması:

      III. Selim'in köklü ıslahat hareketleri özellikle ye­niçerilerin ve çıkarları elden gidenlerin işlerine gelmi­yordu. Bu aleyhtarların propagandaları ile Kabakçı is­yanı patlak verdi. Asiler III. Selim tahttan indirip yeri­ne IV. Mustafa’yı geçirdiler.

       Nizam-ı Cedit tarafları Rusçuk Ayanı –Ayan: Osmanlı devletinde taşrada yaşayan tanınmış, köklü ailelere ayan denilmektedir.-  Alemdar Mustafa paşa III. Selimi tekrar sultan yapabilmek için İstanbul’a geldi. Fakat III. Selim öldürüldüğün­den yerine II. Mahmut'u sultan yaptı. Kendisi de sadrazam oldu.


       Alemdar Mustafa Paşa Islahatları:

Sened-i İttifakın İmzalanması: İmparatorluğun pek çok bölgesinde merkezi dinlemeyen derebeyleri ortaya çıkmıştı. Ayan adı verilen bu derebeylerini Alemdar Paşa İstanbul'da topladı. Devlet yapılacak yeniliklerde ayanların desteğine muhtaçtı. Bu sebeple Senet-i ittifak im­zalandı. Ayanlar merkeze sadık kalacaklarına ve yenilik hareketlerini destekleyeceklerine söz verdi. Buna karşılık padişah da ayanların elde etmiş ol­dukları hakları tanıdı. Bu anlaşma seçkin bir grupla imzalanması, hükümdarın bazı yetkilerini sınırlaması yönüyle İngiltere’de imzalanan Magna Chartaya benzer.(Not: Sened-i ittifakla birlikte Osmanlı padişahları­nın yetkileri ilk kez kısıtlanmış oldu.)

Sekban-ı Cedit'in kurulması: Alemdar Mustafa Paşa Nizamı Cedit'in yerine Avrupa eğitimi yapan Sekban'ı Cedit ordusunu kurdu. Sekban-ı Cedit Ordunun kısa zamanda kurulması ve büyü­mesi, Sekban-ı Cedid aleyhtarı yeniçerileri endişe­ye düşürdü.

     Yeniçeriler isyan edip, Alemdar Mustafa Paşa'yı öldürerek yaptığı yenilikleri ortadan kaldırdılar. IV. Mustafa'yı tekrar padişah yapmak istediler fakat IV. Mustafa katledildiği için bunu gerçekleştiremediler. Senet-i İttifaka göre yardıma gelmesi gereken Ayanlar gelmeyince bu durum bahane edilerek Senet-i İttifak kaldırıldı.


       II. Mahmut'un Islahat Hareketleri:

       II. Mahmut devletin çok kritik bir aşamaya gel­diği dönemde başa geçti. Devleti parçalanmadan kurtarmak için köklü ıslahatlara girişti. Avrupalılaş­ma sürecini hızlandırdı.

Eşkinci Ocağı'nın kurulması. (II. Mahmut yeniçerilerin ıslahatlarının zor olduğunu anlaması­na rağmen yeni bir denemeye girişti. Bu ocağa bağ­lı Eşkinci Ocağı'nı kurdu. Bu ocak da Nizam-ı Cedit ve Sekbanı Cedit gibi talim yapacaktı. Yeniçeriler isyan ederek bu ocağa da son verdiler.)

Yeniçeri Ocağının Kaldırılması (1826) (II. Mahmut Yeniçeri Ocağı'nın itaat altına alı­namayacağını görünce ocağı tamamen kaldırmaya karar verdi. Ocak halkın ve topçu ocağının desteği ile kaldırıldı.)

Asakir-i Mansure-i Muhammediye’nin kurulması: (Yeniçeri ocağının yerine kurulan bu ordu, Avrupa tarzında eğitim alıyordu. Bölük, Alay, Tabur şeklinde teşkilatlanmıştır.)

Tımar sistemi kaldırıldı: (Dirlik sistemi kaldırılarak memurlara toprak yerine maaş verilmeye başlandı. Askeri alanda ise tımarlı sipahilerin yerine eyaletlerde Redif birlikleri kuruldu. (1834))

Hükümet ve Yönetimin Değiştirilmesi:(Sadece askeri ıslahatlarla bir yere varılama­yacağını gören II. Mahmut devlet düzeninde de de­ğişiklik yapma yoluna gitti. Divanı kaldırarak yerine Nazırlıkları (Bakanlıklar) kurdu. Reissülküttablık Hariciye nazırlığına, sadaret kethüdalığı Dâhiliye nazırlığına, Darphane Hazinesi ve Hazine-i amire Maliye nazırlığına çevrildi.)

Darü'ş şüray-ı Bab-ı Ali'nin kurulması: (Devlete ıslahat hareketlerinde yardımcı olmak, yeni teklifler getirmek, memurların terfi ve yargılan-masıyla uğraşmak üzere Darü'ş Şüray-ı Bab-ı Ali kuruldu.Bunun yanında askeri alanda Darü'ş Şüray-ı Askeri, hukuk işleri için Meclis-i valay-i Ahkam-ı Adliye adı verilen danışma meclisleri oluşturuldu.)

Müsadere usulünün kaldırılması: (Ölen veya azledilen devlet memurlarının mal varlığına devletin el koyması demek olan müsade­re terk edildi.)

İlk Yönetiminin Değiştirilmesi: (Merkezi otoriteyi sağlamak amacı ile iller mer­keze bağlandı ve merkezi dinlemeyen valilerle mü­cadele edildi. Ayanlık kaldırıldı.)

       II. Mahmut Dönemi Diğer Islahatları:

İlk nüfus sayımı yapıldı. Sayım askeri amaçlı olduğu için sadece erkekler sayılmıştır.(Mısır ve Arabistan hariç)

Memurların kılık kıyafeti yeniden düzen­lendi.-Fes, ceket, pantolon giyme zorunluluğu-

Karantina usulü ilk kez uygulandı

Medreselerin yanında Avrupalı tarz eğitim veren yeni okullar açıldı. Bu durum eğitimde kültür çatışmasına sebep olacaktır ve cumhuriyetin ilanından sonra Tevhid-i Tedrisat yasasıyla kaldırılacaktır.

Yerli sanayie önem verildi ve resmi kıya­fetlerin yerli kumaşlardan yapılmasına ka­rar verildi.

İlk defa Avrupa'ya öğrenci gönderildi

İlk resmi Gazete Takvim-i Vaka-i adıyla çı­karıldı.(Haftalık gazetedir. Türkçe ve Fransızca’dır.)

Yurt dışına seyahat için pasaport uygulaması başlatıldı.

Mahalle ve köylerde muhtarlık uygulaması başlatıldı.

İlköğretim (İstanbul’da ) zorunlu hale getirildi.

Rüştiye (ortaokul) kuruldu.

Devlet memurlarını yetiştirmek için Mekteb-i Maarifi adliye kuruldu.

Mehterhane kaldırılarak, yerine Mızıka-i Hümayun kuruldu adıyla devlet bandosu kuruldu.

Posta ve polis teşkilatı kuruldu.

Avrupalı tüccarlarla rekabet edebilmesi için Osmanlı tüccarlarına gümrük kolaylık­ları getirildi. Üretilen malların önemli merkezlere ulaşabilmesi için yeni yollar yapıldı.

TANZİMAT FERMANI (1839)


       Padişah        : Abdülmecit

       Sadrazam     : Mustafa Reşit Paşa

       Tanzimat hareketleri Osmanlı'ya batılı anlam­da bir düşünce ve yönetim şekli getirmek için, Avru­pa'dan esinlenerek yapılan programlı bir yenilik ve kültür hareketidir. Bu hareket II. Mahmut'un hüküm­darlığı yıllarında doğmuştur. Ancak kapsamlı dü­zenli hale gelmesi Mustafa Reşit Paşanın büyük etkisi ile Abdülmecid dönemindedir. Tanzimat Fer­manı Mustafa Reşit Paşa tarafından Gülhanede kamuoyuna duyurulmuştur. Fermanın amacı, Avru­pa Devletlerinin Osmanlı Devletinin içişlerine karış­masını önlemek, Avrupalı devletlerle yakınlık sağ­lamak ve M. Ali Paşa isyanında onların yardımını almak ve devleti gerilemekten kurtarmaktır.


       Fermanın Getirdiği Yenilikler

Müslüman ve Hıristiyan vatandaşların can, mal ve namus güvenliği devlet garantisinde olacaktır. (Yönetim ve Hukuk ile ilgili)

Vergilerin herkesin gelirine göre düzenli bir şekilde alınması ve düzenlenmesi ka­bul edilir. (Maliye ve ekonomi ile ilgili)

Askerlik işlerinin bir düzene bağlanması (Askeriye ile ilgili, ayrıca askerlik, "Ocak görevi" yerine "Vatan görevi" haline bu dö­nemde getirilir.)

Mahkemelerin açık yapılması ve idam hükmünün yeniden düzenlenmesi (Hukuk ve yönetim ile ilgili)

Herkesin mal ve mülküne sahip olması ve bunu miras olarak bırakabilmesi (Hukuk, maliye ve sosyal alanlara ilgili)

Rüşvet ve iltimasın kaldırılması (Sosyal ve yönetim ile ilgili)

Her gücün üstünde kanun gücünün varlığı kabul edilmiştir. (Bununla padişahın yetki­leri ilk defa geniş anlamda kısıtlanmış sa­yılır.)

       Önemi: Tanzimat Fermanı'nın Osmanlı Devleti'ne getirdiği en önemli yenilik "Kanun Kuvveti"dir. Yani padişah kendi gücünün üstünde bir gücün var­lığını Tanzimatla kabul eder. Bu halkla yapılan bir sözleşme değildir. Anayasacılığın başlangıç nokta­sı olarak kabul edilebilir.


       Sonuçta: Avrupalıların içişlerimize karışmalar mı önlemek amacıyla ilan edilmesine rağmen du­rum tersine döndü. Avrupa Devletleri azınlık hakla­rını (19. yüzyıl boyunca) bahane ederek müdahale­yi arttırdılar. Halk tarafından tam olarak benimsen­medi. Böylece batı uygarlığını savunan aydınlarla halk arasında açık bir fark ortaya çıktı. Bu aydınlar daha sonra Genç Osmanlıları oluşturacaklardır. Şu­nu da unutmamak gerekir, Tanzimat'la Müslüman­lar ile Hıristiyanlar arasında "eşitlik" ilkesi benimsen­meye başladı.

ISLAHAT FERMANI (1856)

 

 
       Padişah: Abdülmecit

       Islahat Fermanı Osmanlı Devleti'nin bir iç dü­zenleme girişimi olmakla beraber Rusya ve Avru­pa'nın iç işlerine karışmasını önlemek amacıyla ilan edilmiştir.

       Bu ferman Paris Konferansı'nın başlamasın­dan hemen sonra İstanbul'da yabancı devlet tem­silcilerinin huzurunda okunarak açıklandı. Ferma­nın getirdiği önemli hususlar şunlardır:

Müslümanlarla Gayri Müslimler kanun önünde eşit idiler.

Askerlik işleri yeniden düzenlenecek azınlıklardan askerlik için bedel kabul edilecek

Patrikhanede yeni meclisler kurularak bu meclislerin aldığı kararlar Osmanlı Devleti tarafından onaylandıktan sonra yürürlüğe girecek.

Patrikler ömür boyu bu makama seçilecek

Kilise, mezar, okul, hastane, manastır gibi yerlerin tamir ve yedek yapılmasına izin verilecek

Irk, dil, din, farkı gözetilmeyecek, hiçbir mezhep diğerinden üstün sayılmayacak

Hiç kimse din değiştirmeye zorlanmayacak

Devlet hizmetlerine, okullara askerlik göre­vine bütün uyruklar eşit olarak kabul edilecek

Vergiler eşit alınacak iltizam usulü kaldırıla­cak

Bütün uyrukların eşit ve serbest şekilde ti­caret ve ekonomik girişimlerde bulunması sağlana­cak

Mahkemeler açık olacak, keyfi cezalar ve­rilmeyecek

Müslüman ve Gayri Müslimlerin birlikte yargılanacakları karma mahkemeler kurulacak

Yabancılar da Osmanlı Devleti sınırları içinde mülk sahibi olabilecekti.

       Islahat fermanı Tanzimat Fermanının genişle­tilmiş şekliydi fakat Islahat Fermanı dış baskı­lar sonunda ilan edilmiştir.

       Bu fermanla gayri Müslimlere daha fazla hak verilmiştir.

       Avrupalı devletler Osmanlı Devleti'nin içişleri­ne karışmayacaklarını Paris Anlaşmasıyla kabul etmelerine rağmen sözlerinde durmamış bu ferma­nı bahane ederek içişlerine karışmışlardır.

I. MEŞRUTİYET (1876)


      Osmanlı Devleti'nde yetişen aydınlar Tanzimat ve Islahat adı ile yapılan yeniliklerin ülkeyi kurtara­mayacağını gördüler. Yeni bir arayış içerisine girdi­ler. Onlara göre Müslüman olsun olmasın herkese tam vatandaşlık hakkı verilmeli idi. Osmanlı Devleti içerisinde bulunan bütün milletler Osmanlıcılık anla­yışı ile kaynaştırılmaya çalışıldı. Böylece azınlıkla­rın isyan etme nedenleri ortadan kaldırıldı. Bu duru­mu sağlayacak en iyi rejim meşrutiyet rejimi idi. Pa­dişahın yanında halkın temsilcilerinden oluşan bir meclis de yönetime katılmalıydı. Genç Osmanlılar veya Jöntürkler denilen bu aydınlar arasında, Ziya Paşa, Namık Kemal ve Mithat Paşa gibi sanatkârlar ve devlet adamları da vardı.

       Dönemin Padişahı Abdülaziz'e karşı harekete geçen Jöntürkler onu tahtan indirerek katlettiler. Ye­rine V. Murat geçti. V. Murat'ın tahta geçmesinden sonra hastalanması üzerine yerine Meşrutiyeti ilan etmeye söz veren II. Abdülhamit padişah yapıldı.

       Bosna-Hersek ve Sırp isyanlarının genişledi­ği sırada soruna çözüm bulmak için İngiltere, Rus­ya, Fransa, Avusturya, Almanya, İtalya ve Osmanlı Devleti İstanbul'da bir konferans düzenlemişti. Os­manlı bu sırada l. Meşrutiyeti ilan etti. Osmanlı Devletinin böyle davranmaktaki amacı: Bundan böyle Hıristiyan toplumların sorunu kendi temsilcilik­leri ile meclise getirebileceklerini bundan dolayı Av­rupalı devletlerin müdahalelerine gerek kalmadığı­nı anlatma isteğidir. Kısa sürede seçimler yapıldı ve Kanun-i Esasi hazırlandı. Kanun-i Esasi Prusya ve Belçika anayasalarının incelenmesi sonucunda hazırlanmıştır.

 

        Kanun-i Esasiye göre;

Padişah yine halife ola­rak varlığını sürdürecek,

Bakanlar kurulu Meclise değil de, Padişaha karşı sorumlu olacaktır.

Yasama görevi Ayan ve Mebusan Meclisi tarafından yerine getirilecek. Ayan meclisi üyeleri padişah tarafından, Mebusan meclisi üyeleri ise 4 yılda bir seçimle belirlenir.

Kurula­cak hükümette (Kabine) Müslüman-Hıristiyan ayrımı yapılmadan herkes seçilebilecek.

Kanun teklifi hükümet tarafından verilebilir.

Meclisi açma ve kapatma yetkisi padişaha aittir.

Padişah sürgün yetkisini kullanabilir.

Kabinenin başkanı Sadrazam olacaktı.

Kişi eğitim, öğretim, basın özgürlüğü, mülkiyet hakları, yasal eşitlik ve vergi eşitliği gibi temel haklar devletin garantisi altındadır.

Yine bu anayasa da devletin resmi dilinin Türkçe olduğu be­lirtiliyordu.

      Önemi:

Halk ilk kez yönetime katılmıştır.

İlk kez parlamenter sistem uygulanmıştır.

Mebusan Meclisinin yetkileri sınırlı tutularak tanışma meclisi konumuna düşürülmüştür.

Padişahın yetkileri meclisten üstündür.

Kişisel haklar anayasa güvencesine alınmıştır.

Türk tarihinin ilk anayasasıdır.

       Bu dönemde dış borçların ödenememesi üzerine Duyun-u Umumiye İdaresi kuruldu, demiryolu ve köprülerin yapımı için yap, işlet, devret usulüyle yabancı firmalara verildi. 1881 yılında Sanayi-i Nefise mektebi (Güzel sanatlar okulu) kuruldu.

       I. Meşrutiyetle halk ilk defa olarak sınırlı da olsa yönetime katılmıştır. Yalnız açılan bu ilk meclisin yarıdan fazlası gayrimüslim ve gayr-i Türk­lerden oluştuğu için kararlarda Osmanlı'nın lehine olmayacaktır. Padişah bunu bildiği için anayasanın 113. maddesine dayanarak Osmanlı Rus Savaşı'nı gerekçe göstererek meclisi kapattı. Kanun-i Esasinin meclisin işleyişi dışındaki hükümleri yürürlükte kaldı. Padişah II. Abdülhamit’in ilk meşrutiyeti ilan etmesinin çeşitli ne­denleri vardı.


Bunlar;

Avrupadevletlerinin Osmanlı Devleti’nin içişlerine karışmalarını önlemek.

Yeni Osmanlıların çalışmaları.

Osmanlı Devleti'ni çöküntüden kurtarmak.

Balkanlardaki isyanları önlemek.

Rusya'nın emellerine engel olmak.

       Bu nedenden dolayı l. Meşrutiyet ilan edilmiş ilk Anayasa (Kanun-i Esasi) hazırlanmış ve Meclisi açılmışsa da, bu sırada İstanbul (Tersane) Konferansı'nın Osmanlı'nın aleyhindeki maddeleri kabul etmemesi Ruslarla Osmanlı Devleti'ni yeni­den karşı karşıya getirdi.     
     

II. MEŞRUTİYET (1908)

 

      Türk halkı padişah yanında yönetime ilk kez l. Meşrutiyetin ilanı ile katılmıştı. 1877 yılında açılan Meclis-i Mebusan çeşitli nedenlerden dolayı uzun süreli olmamış ve II. Abdülhamit tarafından süresiz olarak tatil edilmişti (14 Şubat 1878).

       Meclisin kapatılmasıyla II. Abdülhamit'in mutlakıyet devri başladı. II. Abdülhamit'in otuz yıldan fazla süren iktidarında meşrutiyet ve anayasa taraf­ları olan aydınların mücadelesi artarak devam etti.

       Meşrutiyet yanlıları Jön Türkler adı ile yurt içinde ve yurt dışında dernekler kurarak faaliyete başladılar. Kurulan cemiyetlerden bazıları İstanbul2da kurulan ( Merkezi Paris’tedir.) İttihatı Osmaniye cemiyeti 1889, Selanik’te kurulan Osmanlı hürriyet Cemyetidir1906.Bu iki cemiyet 1907 yılında birleşerek İttihat ve Terakki cemiyetini kurdu. Cemiyetin kurucuları genellikle asker kö­kenliydi.

       Cemiyetin en önemli amacı, 1876 Kanun-i Esasisini tekrar yürürlüğe koymak, anayasal düzeni başlatmak ve Mebusan Meclisi'nin açılmasını sağ­lamaktı. Padişah bu cemiyetin çalışmalarını önlemeye çalıştıysa da başarılı olamamış, cemiyetin gücü gittikçe artmıştır.

       Bu arada Balkanlardaki bunalım da artıyordu. İngiliz-Rus görüşmeleri Reval'de yapılmış ve Balkanların geleceği ve Boğazlar görüşülmüştü. Bu olay İttihat ve Terakkiyi, telaşlandırdı.


II. Meşrutiyetin İlan Edilmesindeki Etkenler:

Ülkenin çeşitli yörelerinde baş gösteren ayaklanmalar,

Dış baskılar,

Memur ve Subay maaşlarının düzenli ödenemeyişinin meydana getirdiği sıkıntılar,

İngiltere Kralı ile Rus Çarının Reval'de gö­rüşmeleri,

Hürriyet, vatan ve meşrutiyet için Osmanlı aydınlarının mücadeleleri,

       İttihatçı subayların baskısına karşı koyamayan II. Abdülhamit 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyeti ilan etti. Meşrutiyetin ilanı bütün ülkede sevinçle karşı­landı. II. Meşrutiyetin ilanı ile İmparatorluğun içinde yaşayan değişik toplum­ların birbirine yakınlaşması sağlanmış,

Asayiş ve güven ortamı kurulmuş   

Sansür kaldırılarak basına serbestlik ta­nınmış,

Hürriyet ve güven ortamı kurulmuş  

Kanun-i Esasi yürürlüğe girmiş ve önemli değişiklikler yapılmış ve Türk halkı ikinci kez yönetime padişah yanında katılma imkânı bulmuş  

İlk siyasi partilerin kurulmaları    

Demokrasi tarihimizde önemli bir aşa­ma olmuştur.

           Kanun-i Esaside Yapılan Değişiklikler:

Padişahın yurt dışına sürgün etme yetkisi­nin kaldırılması

Hükümet üyelerinin sadrazam tarafından seçilmesi

Hükümetin meclise karşı sorumlu hale geti­rilmesi

Antlaşmaların meclis tarafından onaylan­ması

Görüldüğü gibi anayasa değişikliğinin amacı Padişahın yetkilerinin sınırlandırılmasıydı.

       II. Meşrutiyetin geçirdiği en büyük tehlike 31 Mart olayıdır(13 Nisan 1909). 31 Mart Olayının bastırılmasıy­la İttihat ve Terakkinin ülkedeki etkinliği art­mış II. Abdülhamit tahttan indirilmiş yerine Sul­tan Reşat geçirilmiştir. II. Meşrutiyet 1918 yılına kadar sürmüştür. 

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI ÖNCESİ OSMANLI DEVLETİ’NİN GENEL DURUMU


Osmanlı Devleti kuruluşundan itibaren hızla büyüyerek bir dünya devleti haline geldi. Fakat bu durumu sonuna kadar koruyamadı. 18. yüzyıldan itibaren bu üstünlüğünü kaybetmeye başladı.

Avrupalı devletler bilim ve teknikteki gelişmelerden yararlanıp askeri, ekonomik ve ticari alanlarda güç kazanırken Osmanlı Devleti bu yeniliklerden uzak kaldı. Osmanlı devlet adamları bu kötü gidişatı engellemek için ıslahatlar yaptı. Başta askeri alan olmak üzere yapılan bu ıslahat hareketleri bu kötü gidişi engelleyemedi.

19. yüzyıldan itibaren de topraklarının büyük bir bölümünü kaybetti. Fransız İhtilali sonucunda dünyaya yayılan milliyetçilik akımı en çok Osmanlı Devleti’ni etkiledi. Özellikle Balkanlarda birçok millet Osmanlı Devleti’nden ayrılmak için isyan ettiler.

II. Mahmut köklü ve kalıcı yenilikler yapılmadan devletin güçlenemeyeceğine inanmıştı. Bu amaçla tüm devlet kademelerinde Avrupai tarzda yenilikler yaptı.

II. Mahmut döneminde yapılan bu yenilikler Tanzimat ve Islahat Fermanlarıyla da desteklendi. Tanzimat fermanıyla hukuk, yönetim, maliye, eğitim alanlarında yenilikler yapıldı Islahat Fermanıyla da azınlıklara geniş haklar verildi. Fakat bu ıslahat hareketleri Osmanlı Devleti’ni dağılmaktan kurtaramadı. Osmanlı Devleti’ni dağılmaktan kurtarmak için çeşitli fikir akımları ileri sürüldü. Bunlar;


Osmanlıcılık: Din, dil, ırk farkı gözetmeksizin Osmanlı Devleti’nin sınırları içerisinde yaşayan tüm halkın eşitliğini savunan fikir akımıdır. Bu fikir akımı milliyetçilik akımının güç kazanmasıyla beraber önemini kaybetmiştir.


İslamcılık (İslam Birliği-Panislamizm): Bütün Müslümanların halifenin etrafında toplanmasını savunarak devletin dağılmasını savunan fikir akımıdır. Arapların İngilizlerle işbirliği edip arkamızdan vurmasıyla etkinliğini kaybetmiştir.


Turancılık (Türk Birliği):  Dünyada yaşayan tüm Türklerin bir çatı altında toplanmasını savunan fikir akımıdır. Bunu İttihat ve Terakki Partisi’nin ileri gelenleri savunmuşlardır. Kafkas Cephesi’nde alınan mağlubiyetle bu fikir akımı önemini kaybetmiştir.


Türkçülük: Diğer akımların önemini kaybetmesi ve diğer milletlerin bağımsızlığını kazanması üzerine önem kazanmış fikir akımıdır. Misak-ı Milli sınırları içerisinde yer alan Türklerin birlikteliğini savunmuşlardır. Bu akımın fikir babası Ziya Gökalp’tir. Bu fikir akımı yeni Türk Devleti’nin temel ideolojisini oluşturmuştur.


Batıcılık: Osmanlı Devleti’nin batının gerisinde kalması üzerine ortaya çıkmış fikir akımıdır. Batının bilim ve teknolojisini ile kültürünü almayı savunmuşlardır.

TRABLUSGARP SAVAŞI (1911–1912)


İtalya siyasi birliğini geç kurduğu için (1870) sömürgeciliğe geç başlamıştı. Osmanlı Devletinin Kuzey Afrika’daki toprakları İngiltere (Mısır) ve Fransa (Cezayir, Tunus) tarafından işgal edilmişti. İtalya da Osmanlı Devletinin Kuzey Afrika’daki son toprağı olan Trablusgarp ve Bingazi’ye göz dikti. Çünkü Osmanlı Devleti iyice zayıflamıştı ve buraları savunabilecek gücü yoktu.

İtalya Avrupa Devletlerinin de onayını alıp Osmanlı Devletine bir nota vererek (1911) buraların kendine ait olduğunu bildirdi. Daha sonra da (Libya) Trablusgarp ve Bingazi’ye asker çıkardı (28 Eylül 1911).

Osmanlı Devleti Trablusgarp’a karadan ve denizden yardım gönderemedi. Bunun üzerine bazı gönüllü Subaylar   (Mustafa Kemal, Enver Paşa) Trablusgarp’a giderek yerli halkı İtalyanlara karşı teşkilatlandırdılar.

Derne Tobruk’ta İtalyanlara karşı başarılı savaşlar yapıldı. Bu arada İtalya Osmanlı Devletini barışa zorlamak amacıyla Oniki adayı da işgal etti. Bu durum devam ederken Balkan Savaşı patlak verdi. İki düşmanla birlikte savaşamayacağını anlayan Osmanlı Devleti İtalyanlarla Uşi Antlaşmasını imzalamak zorunda kaldı (15 Ekim 1912). Bu anlaşmaya göre;

Trablusgarp ve Bingazi İtalya’ya bırakıldı

On iki Ada geçici olarak İtalya’ya bırakıldı (İtalya bu Oniki Adayı Osmanlı devletine geri vermemiştir.1947 yılında İtalyanlar burayı boşaltmış ve Yunanistan buraya yerleşmiştir).

Trablusgarp dini bakımdan Osmanlı halifesine bağlı kalacaktı (Osmanlı Devleti bu madde ile Küçük Kaynarca Antlaşmasından sonra halifeliği ikinci defa siyasi bir güç olarak kullanmıştır).

İtalya, Trablusgarp ve Bingazi’nin Duyun-u Umumiye Komisyonu’na ödemesi gereken taksitleri ve bölgedeki halife temsilcilerinin maaşlarını ödeyecekti.

      Uşi Antlaşmasının Önemi: Bu anlaşmayla Osmanlıların Kuzey Afrika’daki son toprakları da elden çıktı. Ayrıca Trablusgarp Savaşından cesaret alan Balkan Devletleri Osmanlı Devletine karşı savaş açtılar. Osmanlı Devleti’nin topraklarını emperyalizme karşı koruyamayacağı gerçeği ortaya çıktı.

 

 
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol