Kültür ve Uygarlık-6
G- DEĞİŞEN DÜNYA ŞARTLARI KARŞISINDA OSMANLI EKONOMİSİ
Tımar sisteminin ortadan kalkmasıyla bazı topraklar ayanların eline geçti ve büyük çiftlikler ortaya çıkmıştır..
Avrupa’nın azalan tarım üretiminin bir kısmını Osmanlılar karşılamış, sanayinin hammaddesi olan pamuk, tütün gibi ürünlerin üretimi yoğunluk kazanmıştır.
1858 yılında Arazi Kanunnamesi çıkarılarak özel mülkiyet pekiştirildi.
Daha sonra Tapu Nizamnamesi de çıkarılmıştır. Toprak üzerinden çeşitli adlarla alınan vergiler kaldırılarak, yerine, ürünün yüzde onu oranında alınan Aşar Vergisi tek vergi olarak bırakılmıştır.
19. yüzyılda hayvancılık açısından önemli olan Balkanlar, Avrupa’nın ihtiyaçlarını karşılamıştır.
Osmanlı ülkesindeki hammaddenin bir kısmı Avrupa’ya çıkmıştır.
Daha önce Avrupa’ya mamul mal satan Bursa ve Ankaralı tüccarlar yarı mamul mal satmaya başlamışlardır.
19. yüzyılda esnaf gruplarının lonca düzenindeki üretimleri büyük çöküntüye uğramıştır.
1820’lerden sonra Avrupa mallarının Osmanlı pazarlarını istila etmesi üzerine devlet şu tedbirleri almıştır:
Yeni teknolojiden faydalanarak fabrika diye isimlendirilen büyük imalathaneler açılmıştır.
1860–1873 yılları arasında faaliyet gösteren “Islahı Sanayi Komisyonu” sanayi alanında faaliyet gösteren esnafın canlandırılmasına çalışmıştır.
Avrupa mallarının pazarlanması ve hammadde ticaretinin yoğunluk kazanması üzerine, Avrupa ekonomisinin bir parçası haline gelebilmek için ulaşıma büyük önem verilmiş. Avrupa’dan kısa bir süre sonra demiryolu çalışmaları Osmanlı ülkesine girmiştir.
Tanzimat döneminde ticaret ilişkilerinin değişmesi üzerine kademeli olarak iç gümrükler 1874 yılına kadar kaldırılmıştır.
Ticaret yollarının değişmesi, kapitülasyonlar ve Balta Limanı Antlaşması Osmanlı ekonomisini olumsuz olarak etkilemiştir.19. yüzyılın tek yanlı hükümler taşıyan en önemli ekonomik antlaşması, İngiltere ile yapılan Balta Limanı Antlaşmasıdır (1838). Osmanlı Devleti, bir yandan Mehmet Ali Paşa, diğer yandan Rusya’nın güçlenmesi karşısında, İngiltere’ye bazı ekonomik ödünler vermiştir. Balta Limanı Ticaret Antlaşmasına göre yerli tüccar gümrük vergisi öderken, yabancı tüccar bundan kurtulmuştur (Bu antlaşmayla ihracattan alınan vergiler artırılırken (%12), İthalattan alınan vergiler azaltılmıştır (%5)).
Balta Limanı Antlaşması’nın en önemli özelliği, Osmanlı Devleti’nin bağımsız dış ticaret yapma hakkından yoksun bırakılmasıdır. Bu antlaşmadan sonra bağımsız dış politika izleyemeyen Osmanlı Devleti’ne, Avrupalı devletler her krizde vergileri düşürtmüşlerdir.
Tanzimat Dönemi’nde, 1847’de Bank-ı Dersaadet adıyla ilk banka kurulmuş, fakat bu banka Kırım Savaşı sırasında iflas etmiştir. Daha sonra İngilizler tarafından Bank-ı Osmanî kurulmuş(1856), 1863’te adı Bank-ı Osman’î-i Şahane olan bu bankaya para basma yetkisi de verilmiştir.
Tanzimat döneminde Mithat Paşa’nın girişimiyle çiftçiye kredi vermek amacıyla 1963’te Memleket Sandıkları, 1868 yılında ise İstanbul Emniyet Sandığı kurulmuştur. 1883’te kurulan Menafi Sandıkları 1888’de Ziraat Bankası adını alarak çiftçilere kredi sağlamıştır.
1906 yılında ticareti desteklemek ve milli şirketler kurmak için Osmanlı İtibar-ı Milli Bankası kurulmuş ve 1927’de İş Bankası’na katılmıştır.
19. yüzyılda Osmanlı ekonomisinin iyice bozulması üzerine devlet iç borçlanmaya gitti. 1850’lerde iç kaynaklar tükenme noktasına gelince dış devletlerden borç para alma gündeme gelmiştir. Devlet Kırım savaşı sırasında 24 Ağustos 1854’te ilk defa dış borçlanmaya gitmiştir. 1854 yılında başlayan bu dış borçlanma 1877 yılına kadar sürmüştür. Osmanlı Devleti aldığı bu dış borçları ödeyemeyince Duyun-ı Umumiye İdaresi (Genel Borçlar İdaresi) kurulmuş (1881) ve alacaklı devletler, alacaklarına karşılık Osmanlı Devleti’nin bazı gelir kaynaklarına el koymuştur.
OSMANLILARDA EĞİTİM VE ÖĞRETİM
İyi bir insan, iyi bir vatandaş yetiştirmek amacıyla yapılan çalışmaların tümüne eğitim denir.
Osmanlı devlet anlayışında eğitimin hedefi; itaatkâr, hoşgörülü, sorumluluklarını bilen, kanunlara uyan, başkalarına saygılı, çevresine yararlı kişiler yetiştirmekti.
Cami, mescit, darü’l mesnevi, tekke ve zaviyeler, ulema evleri, kahvehaneler ve Türk ocakları Osmanlı Devletinde halk eğitiminin yapıldığı kurumlar idi.
1- SIBYAN MEKTEPLERİ
Osmanlılarda eğitimin ilk basamağı Sıbyan Mektebi idi. Bunlara “Mahalle Mektebi” de denirdi. Hemen her mahallede, her caminin yanında bir Sıbyan Mektebi vardı. Sıbyan mekteplerinde eğitim karma ve ücretsizdi. Bu okullar vakıflar eliyle yönetilirdi. Din bilginleri, kadı, doktor, matematik ve astronomi bilginleri gibi Osmanlı aydınlarının büyük kesimi medreseden yetişiyordu.
Osmanlılarda ilköğretim II. Mahmut zamanında zorunlu hale getirilerek 1847 yılında Sıbyan Mektepleri Talimnamesi yayınlandı. Bu talimnameye göre eğitim ve öğretimin süresi dört yıl olarak belirlenerek öğrencilerin okula devam etmesi zorunlu hale getirildi. 1869 yılında yayınlanan Maarif-i Umumiye Nizamnamesi ile her köy ve mahallede sıbyan mektebi kurulması kararlaştırılarak ilköğretimin ülkenin her tarafında yaygınlaştırılması sağlandı.
Tanzimat’tan sonra Avrupa’dan örnek alınarak yeni ilköğretim okulları açıldı. İlköğretim Sıbyan Mektepleri (Ana Okulu), İptidailer (İlkokul) ve Rüştiyeler (Ortaokul) olmak üzere üçe ayrıldı.
2- MEDRESE
Osmanlı Devleti’nin dayandığı sistemlerin temel düşüncesini veren, eğitim ve öğretim sisteminin temel kurumu medreselerdir.
Medrese, nakli ve akli bilimlerin öğretildiği eğitim kurumudur. İslam dinine ilişkin bilimler Nakli bilimleri oluşturur. Tefsir (Kur’an-ı Kerimin açıklaması), Fıkıh (İslam hukuku), Kelam (İslam felsefesi) nakli bilimlerdendir. Akli bilimler ise, bir yönüyle Allah’ın varlığını ve yüceliğini kanıtlayan, diğer yönüyle dünyanın düzenini ve özünü akıl yoluyla açıklayan bilim dallarıdır. Matematik, Cebir, Tarih, Fizik, astronomi akli bilimlerdendir.
İlk medrese 1331 yılında Orhan Bey tarafından İznik’te açılmıştır. Buraya atanan ilk müderris ise Davud-ı Kayseri’dir. Daha sonra başta Bursa, Edirne ve İstanbul olmak üzere hemen hemen her Osmanlı şehrinde medreseler açılmıştır. Fatih Sultan Mehmet ve Kanuni Sultan Süleyman Dönemlerinde medrese eğitim ve öğretimi en yüksek seviyeye ulaşmıştır.
Medrese, esas itibariyle Hariç, Dâhil ve Sahn olmak üzere üç bölümden oluşuyordu. İlkokul düzeyindeki Hariç derslerini veren öğrenci, isterse ortaokul seviyesindeki Dâhil derslere devam ederdi. Öğrenci Dâhil medreselerini bitirdikten sonra Sahn medresesinde eğitimini sürdürürdü. Sahn talebesi, danişmend veya softa (suhte) ismiyle öğrenim görür ve buralardan İcazetname denilen diploma ile mezun olurdu.
Medreselerde ders veren öğretmenlere Müderris, yardımcıklarına da Müid denirdi.
Osmanlı Devleti’ndeki genel amaçlı orta öğretim kurumlarının belli başlıcaları “İdadiler (Ortaokul), Sultaniler (Lise) ve Darulmaarif (Rüştiyeler ile Darülfünün arasında eğitim veren lise dengi okul)’tir”.
Osmanlı Devleti’ndeki yüksek öğretim kurumları ise Darülfünündür. 1845 yılında kurulması kararlaştırıldı. 1863’te resmen açılması beklenmeksizin konferans şeklinde serbest derslere başlandı. 1869’da Maarif-i Umumiye Nizamnamesi ile tekrar açıldı. Öğrenim süresi üç yıl olan bu okula öğrenciler sınavla alınıyordu. 1871 yılında kapatılan Darülfününlar zaman zaman açılmışsa da istenilen sonucun alınmaması üzerine 1933 yılında kapatılarak yerine üniversiteler açıldı.
Medreseler, kuruluş döneminden Tanzimat’a kadar ülkenin bilim ve adalet hayatına önemli ölçüde de yönetime hâkim olmuştur. Batıdaki gelişmelere ayak uyduramayan medreseler, Tanzimat sonrasında gelişmeyi engelleyen kurum haline gelmiş ve 3 Mart 1924 yılında çıkarılan “Tevhid-i Tedrisat Kanunu” ile kapatılmışlardır.
Medreselerin bozulma nedenleri:
Medreselerde pozitif bilimlere yeterince önem verilmemesi.
İlmiye mensuplarının hak etmediği halde terfi ettirilmesi.
Rüşvet ve iltimas ile müderris atanması.
Softa (suhte) denilen medrese talebelerinin mezuniyetten sonra iş bulamayıp Celali İsyanlarına katılması.
Okumuş kitlenin memuriyet dışında herhangi bir sahaya sevk edilememesi.
NOT: Tanzimat dönemine kadar bütün eğitim kurumları Şeyhülislama bağlı idi.
3- ENDERUN
Bu okul II. Murat Dönemi’nde Edirne Sarayı’nda açılmıştır. Endurun’un en önemli özelliği, saray üniversitesi olmasıdır. Osmanlı Devleti’ni yönetecek idareci, komutan, devlet memuru ve sanatkârlar burada yetişmiştir. Bu okul İstanbul’un fethinden sonra Topkapı Sarayı’nda faaliyetlerine devam etmiştir.
Devşirme sistemiyle toplanan çocuklar, burada iyi bir Müslüman, güvenilir ve nitelikli bir devlet adamı veya usta sanatkâr olarak yetiştirilirdi. Daha sonraları Enderun’a Müslüman ailelerin çocukları da alınmıştır.
Enderun’da öğrenciler şu dört alanda eğitilirdi:
Beden eğitimi.
Saray İşlerini uygulamalı olarak öğrenme.
Yetenekleri doğrultusunda bir sanat dalında uzmanlaşma.
Teorik öğrenim yaparak İslami bilgilerini arttırma.
Eğitim-öğretim birbirini izleyen yedi oda(Koğuş) içinde yapılırdı. Bu odalar; Büyük Oda, Küçük Oda, Doğancılar Odası, Seferli Odası, Hazine Odası ve Has Oda’dır.
Enderun Mektebi, eski önemini yitirmekle birlikte 20. yüzyıla kadar varlığını devam ettirmiş 1909 yılında kapatılmıştır.
4- AZINLIK VE YABANCI OKULLARI
Osmanlı Devleti, birçok millet ve kültürü içinde barındırıyordu. Bu nedenle, Osmanlı topraklarında yaşayan ve Türk olmayan pek çok azınlık kendi okulunu açmıştır. Azınlık okulları, gayrimüslim topluluklara bağlı eğitim kurumlarıdır. Azınlık okulları, patrikhaneler ve hahamhaneler aracılığıyla bağımsız olarak yönetilmişlerdir. Azınlıklara ait okullar, genellikle kiliselerin yanında ona bağlı olarak açılmaktaydı (Fener Rum Papaz Mektebi, Heybeliada Papaz Mektebi, Musevi Asri Mektebi azınlık okullarındandır).
Azınlık okullarının dışında, Avrupalı devletlerde kendi politik çıkarlarına uygun düşen herhangi bir Osmanlı azınlığını koruma bahanesiyle okullar açmışlar ve onlar aracılığıyla çıkarlarını sürdürmeye çalışmışlardır. Bu amaçla Fransızlar Saint Benoit(1583), İngilizler Beyoğlu Kız lisesi ile Nişantaşı İngiliz Erkek Lisesini(1905), Amerikalılar ise Robert Kolejini açmışlardır(1863). Bu devletlerden başka Almanya, İtalya, Avusturya, İran ve Rusya’da Osmanlı Devleti’nde okullar açmıştır.
Osmanlı Devleti’nin parçalanmaya başladığı son yıllarda azınlık ve yabancı okulları, başta din ve mezhep propagandası olmak üzere öğretmen kisvesiyle papazların ve casusların bir üssü haline gelmiştir.
EĞİTİM VE ÖĞRETİM ALANINDA MEYDANA GELEN DEĞİŞMELER
1857 yılında Maarif-i Umumiye Nezareti (Genel Eğitim Bakanlığı) kurularak Milli Eğitim Bakanlığı’nın temeli atıldı.
1861 bir nizamname çıkarılarak harbiye, bahriye ve tıbbiye dışındaki okullar Maarif-i Umumiye Nezaretine bağlandı. Böylece askeri ve sivil okullar birbirinden ayrılmış oldu.
II. Mahmut döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilerek, medreselerin yanında yeni tarz okullar açılmıştır.(Bu durum mektepli-medreseli tartışmalarına yol açmıştır.
1869 yılında Maarif-i Umumiye Nizamnamesi çıkarılarak eğitim yeniden düzenlenerek sistemleştirilmiştir.
Azınlıklara kültür, eğitim ve inanç özgürlüğü tanıyan Osmanlı Devleti, okul açma izni de vermiştir.
Kapitülasyonlardan faydalanarak yabancı devletlerde Osmanlı Devleti’nde okullar açmıştır.
Batı tarzı eğitim veren pek çok okul açılmıştır. Darülfünün (Yüksekokul–1869–1870), Darülmuallimin (Öğretmen Okulu–1848), Darülmaarif (Devlet memuru yetiştiren Lise Dengi Okul–1849), Mektebi Mülkiye (İdari personel yetiştiren okul–1859), Islahhane (Sanat Okulu–1860), Lisan Mektebi (Yabancı Dil Öğreten Okul–1864), Sanayi Mektebi (Sanat Okulu–1868), Hukuk Mektebi ( 1874), Baytar Mektebi ( Veteriner Okulu–1895), Galatasaray Sultanisi ( Lise Düzeyinde Açılan İlk Okuldur–1868), Sanayi-i Nefise Mektebi (Güzel Sanatlar okulu–1883) ayrıca Orman ve Maden Mektebi, Telgraf Mektebi ve Müze Mektebi gibi başka meslek ve sanat okulları da açılmıştır