Kültür ve Uygarlık-4
OSMANLILARDA VAKIF SİSTEMİ
Vakıf : Bir kimsenin malının bir kısmını veya tamamını hayır işine, dini veya sosyal bir hizmete ebediyen tahsis etmesidir.
Vâkıf : Vakıf yapan kimseye denir.
Mevkuf : Vakfedilen mala denir.
Mütevelli : Vakıf yöneticisine denir.
Vakfiye : Kadı huzurunda düzenlenen, vakıf şartlarını belirten sözleşmeye denir.
Osmanlı Devleti’nde toplumun bazı ihtiyaçlarının karşılanması zenginlerin kurdukları vakıflara bırakılmıştır. Tarihin seyri içinde vakıflar sosyal, ekonomik, eğitim, sağlık, sanat, mimari, ulaşım ve bayındırlık alanlarında önemli roller oynamıştır.
Osmanlı Devleti’nde başta padişah olmak üzere, hanedan üyeleri, yüksek dereceli devlet görevlileri, toplumun seçkin kişileri vakıflar kurmuşlardır. Devlet bu vakıfların korunması için önlemler almış, devlete ait birçok gelir kaynaklarının vakıflara verilmesini sağlamıştır. Böylece, devletin herhangi bir harcama yapmasına gerek kalmadan vakıf sistemi sayesinde sosyal, kültürel ve dini hayatla ilgili birçok hizmet yerine getirilmiştir.
Vakıflar yoluyla şu konularda önemli başarılar elde edilmiştir:
Devletin kuruluş yıllarında fethedilen topraklara Türklerin yerleşmesini sağlamış ve buraların Türkleşmesini sağlamıştır.
Şehir, kasaba ve köylerin büyümesinde, bayındır hale getirilmesinde büyük rol oynamıştır.
Bütün eğitim ve sağlık kurumlarının finansmanını sağlamıştır.
Şehirlerin ticaret faaliyetlerinin kolaylaşmasında en büyük rolü oynamıştır.
NOT: II. Mahmut zamanında bütün vakıflar kurulan “Evkaf Nezaretine” bağlanmıştır(1836).
OSMANLI TOPLUMU
Örgütlenmiş gruplar halinde yaşayan insanların oluşturduğu bütünlüğe toplum denir. İnsanların bir arada yaşadığı en üst seviyedeki örgütlenme biçimine ise devlet denir. Devlet, halk ülke ve hükümranlık unsurlarından oluşur. Osmanlı toplumu denince, Osmanlı sınırları içinde yaşamış olan insan grupları anlaşılır. Toplum yapısı ise bu grupların örgütlenme biçimi ve aralarındaki ilişkiler ağıdır.
Osmanlı Devleti kurulduğunda halkının tamamı Türk’tü. 14. yüzyıldan itibaren sınırları hızla genişleyen Osmanlı Devleti’nin egemenliği altına değişik soy ve dinden pek çok insan girmiştir. Dolayısıyla Osmanlı Devleti, çok uluslu ve çok dinli bir toplum haline gelmiştir.
NOT: Bu çok uluslu yapının çatırdayarak, Osmanlı Devletinin parçalanmasına neden olan en önemli dış gelişme Fransız İhtilali'dir.
DEVLETİN RESMİ TASNİFİNE GÖRE OSMANLI TOPLUMU
Osmanlı anlayışına göre, adalet, devlet, şeriat, hükümranlık, ordu, servet ve halk toplum yapısının temel dayanaklarını oluşturuyordu.
Osmanlı Devleti’nde toplum, yönetenler (Askeri) ve yönetilenler (Reaya) olmak üzere ikiye ayrılmıştır.
1- YÖNETENLER (ASKERİ SINIF)
Askeri sınıf, padişahın kendilerine dini ya da idari yetki tanıdığı devlet görevlilerinden oluşuyordu. Yönetenlerle, yönetilenler arasındaki en önemli fark, yönetenlerin devlete vergi vermemesi, yönetilenlerin vergi vermesidir. Yönetenler, gördükleri vazife ve eğitime göre üç gruba ayrılmıştır.
a) Seyfiye Sınıfı: Osmanlı toplumunda yönetim görev de olan askeri zümreyi ifade eder. Sadrazam, vezirler, beylerbeyleri, sancakbeyleri, kapıkulu zabitleri ve neferleri ile tımarlı sipahiler ve deniz askerleri bu gruptandı.
b) İlmiye Sınıfı: İlmiye, ilimle meşgul olanlar topluluğu demektir. Kazaskerler, şeyhülislam, müderrisler ve kadılar bu gruptandı. İlmiye sınıfı eğitim, adalet, yargıçlık, noterlik, fetva ve mahalli yönetim işlerine bakarlardı.
c) Kalemiye Sınıfı: Büro veya daire anlamına gelen, devlet kalemlerinde çalışan her düzeydeki idari memurların oluşturduğu gruptur. Nişancılar, reisülküttaplar ve divan kâtipleri bu gruptandı. Kalemiye sınıfı, devletin yazışma, maliye ve dışişlerine bakarlardı.
2- YÖNETİLENLER (REAYA)
Osmanlı Devleti’nde yönetilenlere “reaya” denirdi. Reaya askerlerden farklı olarak vergi öderlerdi. Reayayı, çeşitli din, mezhep, ırk ve dilden topluluklar oluşturmuştur. Sistem Müslümanların hâkimiyeti üzerine kurulduğundan, Müslümanlara “Millet-i Hâkime”(Hâkim olan Millet, diğer din mensuplarına ise “Milleti Mahkume” (egemenlik altında yaşayan) deniyordu.
Osmanlı Devleti’nde yönetilenler dini yönden; Müslümanlar ve Gayrimüslimler olmak üzere iki gruba ayrılmıştır.
a) Müslümanlar: Türkler, Araplar, Acemler, Boşnaklar ve Arnavutlar Müslüman toplumu oluşturuyordu. Müslümanlar yönetici olurlar, askerlik yaparlar ve vergi öderlerdi. Osmanlı Devleti’nde yönetici olmak için ilk şart Müslüman olmaktı. Müslümanlar çoğunlukla tarım ve zanaatla uğraşmışlardır.
b) Gayrimüslimler: Gayrimüslimler, Hıristiyan ve Musevilerdi. Geniş inanç özgürlüğüne sahip olan bu gayrimüslimler, tarım ve ticaret faaliyetleri ile uğraşırlardı. Askerlik yapmayan bu gayrimüslimler “cizye ve haraç” adı ile devlete iki vergi vermişlerdir (Rumlar, Ermeniler, Sırplar, Bulgarlar, Romenler Hıristiyan toplumu, Yahudilerde Musevi toplumu oluşturmuşlardır).
YERLEŞME DURUMUNA GÖRE OSMANLI TOPLUMU
Osmanlı toplumu yerleşme yerine göre; şehirliler, köylüler ve göçebeler şeklinde üç gruba ayrılmıştır.
Şehirliler: Burada askerler, tacirler, esnaflar, seyyar satıcılar, seyyidler ve diğer ülkelerden Osmanlılara sığınan amanlar yaşardı. Şehirde yaşayan bu gruplar yönetim, adalet, eğitim, üretim, ticaret ve zanaat işlerine bakarak geçimlerini sağlarlardı.
Köylüler: Osmanlı ekonomisinin temeli, tarıma dayalı olduğu için nüfusun büyük bir bölümü köyde yaşıyordu. Köylü, işlediği toprağa karşılık çift vergisi öderdi. Kanunların yükümlülükleri dışında köylüler hür ve bağımsızdı. Tımar beyleri, çiftçi aileleri, mukataa ya da kesim denilen işletme biçimiyle yer işleyenler, mülk sahipleri, müsellem ve muaflar köyde yaşayan toplumu oluşturmuşlardır.
Göçebeler (Konargöçerler): Sürekli yer değiştiren göçebeler hayvancılıkla uğraşırlardı. Osmanlı fetih hareketlerine paralel olarak bu konar-göçer aşiretlerin büyük bir kısmının yeni fethedilen yerlere yerleştirilmesi, buraların Türkleşmesinde etkili olmuştur. Göçebeler, devlete ağnam vergisi yanında kullandıkları otlak, kışlak ve yaylaklar için de vergi ödemişlerdir.
OSMANLI TOPLUMUNDA SOSYAL HAREKETLİLİK
Osmanlı toplumunda sosyal hareketlilik iki şekilde yaşanmıştır:
1- YATAY HAREKETLİLİK
Bir toplumun ülke coğrafyası üzerinde, köyden şehre veya bir bölgeden başka bir bölgeye gidip gelmesi ya da oraya göçerek yerleşmesine toplumun yatay hareketliliği denir.
Bu hareketlerin bir kısmı kendiliğinden gerçekleşmiş, bir kısmı da devletin imar ve iskân politikası sonunda meydana gelmiştir.
a) Kuruluş ve yükselme dönemlerinde yatay hareketlilik:
Bu dönemlerde yatay hareketlilik fethedilen yerlere doğru yerleşme şeklinde görülür. Osmanlı Devleti bu dönemde Balkanlar'daki Türk nüfusunu artırmak için yatay hareketliliği teşvik edici uygulamalar yapmıştır.
Bu teşvik uygulamaları şunlardır:
Bataklık ya da ıssız yerlere vakıflar kurmak yoluyla buraların ekonomik hayatını canlandırmış, insanların buraya yerleşmesini özendirmiştir.
Fethedilen yerlere yerleşeceklere bir takım vergi kolaylıkları sağlanmıştır.
b) Osmanlı Devletinde Duraklama Devri sonrası Yatay Hareketlilik:
Bu dönemlerde kaybedilen yerlerdeki Türk ve Müslüman halk iç kesimlere göç etmek zorunda kalmıştır.
Nüfus artışı, ekonomik güçlükler ve eşkıyalık hareketleri gibi nedenlerle kırsal kesimdeki halk büyük kentlere göç etmiştir
2- DİKEY HAREKETLİLİK
Bir sınıftan başka bir sınıfa geçmek veya bulunduğu sınıf içinde daha yüksek mevkilere gelmeye "Dikey hareketlilik" denir. Ortaçağ Avrupa'sının sınıflı toplumlarında ve Hindistan'daki "Kast" teşkilatının katı sınıfsal yapısında dikey hareketlilik yoktur. Çünkü buralardaki sınıflar kan bağına dayanmaktadır. Örneğin; baron, dük, kont, Lord olabilmenin şartı bu kimselerin soyundan gelmektir.
Osmanlı Devletinde "kan bağına" dayanan sınıfsal bir yapı olmadığından dikey hareketlilik yoğun bir şekilde görülür. Reaya statüsünden askeri statüsüne geçmenin, ya da bulunduğu mevkide daha üst kademelere yükselmenin üç temel şartı vardı:
Müslüman olmak
Devlet görevini en iyi şekilde yapmak
Padişaha tam bağlı olmak
Yönetenler sınıfına geçebilmek veya mesleğinde yükselebilmek, ancak eğitim-öğretim yoluyla mümkündü. Savaşlarda başarı göstererek tımar sahibi olmak, kalemiye sınıfına dâhil bir büroya kâtip olarak girmekte yönetenler sınıfına geçmenin yollarındandı.
Reaya içindeki Müslüman olmayanların devşirme yoluyla Müslümanlaştığını ve kapıkulu sistemi içinde eğitimlerini tamamlayarak devletin önemli kadrolarında görev aldıklarını görüyoruz. Mesela 1453–1566 yılları arasında görev yapan 24 veziri azamın 20'si devşirmedir.
OSMANLI TOPLUMUNDA MEYDANA GELEN DEĞİŞMELER
Osmanlı toplum düzeni ve barışı Kanuni’nin son yıllarından itibaren bozulmaya başlamıştır. 1554’lerden itibaren taşra yönetimiyle ilgili olan dirliklerin büyük bir bölümünü ele geçiren kapıkullarının, merkezden bağımsız olarak çiftlik ve malikâneler kurmaları, resmi hüviyet sahibi yeni tip köy zenginini ortaya çıkarmıştır. Bu gelişmelerden sonra tımarlı sipahilerin büyük bölümü dirliklerini kaybetmiş ve işsiz kalmıştır.
Bu gelişmeler sonucunda köylü, geçim sıkıntısı içine düşmüş, elindeki toprağı azalmıştır. Borcunu ödeyemediğinden kendi topraklarında ücretle çalışır duruma gelen köylü, toprağını terk edip göç etmek zorunda kalmıştır.
Dirlik sisteminin bozulmasından sonra Osmanlı toplumunu derinden etkileyen önemli bir faktörde Coğrafi keşiflerdir. Coğrafi Keşifler sonucunda Avrupa’ya getirilen gümüşün kaçak yollardan Osmanlı topraklarına girmesiyle, paranın değeri düşmüş ve fiyatlar %200’lere varan artışlar göstermiştir. Bunun sonucu olarak halk geçim sıkıntısı içerisine düşmüştür.
İşsiz kalan halk eşkıyalık yaparak Anadolu’daki isyanlara katılmıştır. 17. yüzyılın ikinci yarısına kadar devam eden Celali İsyanları halkı önemli ölçüde etkilemiştir.
Bu olumsuzluklara karşı devlet, köylünün mülkünü gasledenlere karşı mücadele ettiyse de tam başarılı olamamıştır.
1- Osmanlı Toplumunda 18. Yüzyılda Meydana Gelen Değişmeler:
Avrupa ile diplomatik ilişkilerin yoğunlaşmasına paralel olarak “Kalemiye” sınıfının önemi artmıştır. Artık sadrazamlar seyfiyeden değil kalemiyeden seçilmişlerdir.
Avrupa’nın etkisi ile çeşitli reformlar yapılmış. Bu reformlar içinde yabancı uzmanlar getirilmiştir.
Devşirme sistemi önemini kaybetmiştir. Bunun sonucunda reayaya mensup kimseler yoğun olarak yönetici kadroya girmiş ve yöneticilerin etnik yapısı Türkler lehine değişmiştir.
18. yüzyılda devlet savaştan çekinmiş, deneyimli, yenilik taraftarı ve İstanbul’daki Avrupalı devletlerin elçileriyle boy ölçüşebilecek tecrübeli kişiler yönetime getirilmiştir.
18. yüzyılda güçlenen gruplardan biride “Ayan ve Eşraf”tır. 19. yüzyılın başlarında iyice güçlenen ayanlar, merkez üzerinde etkili olmuşlardır. Başlangıçta, ayanlarla bir sözleşme imzalamak (Sened-i ittifak–1808) kalan II. Mahmut daha sonra merkezi idareyi güçlendirerek ayanların gücünü kırmıştır.
Osmanlı Devleti önceleri fethettiği bölgelere Türkleri taşıyıp yerleştirirken, 17. yüzyılın sonlarında ve 18. yüzyılda savaşların kaybedilmesi nedeniyle elden çıkan topraklardan Anadolu’ya gelen insanlar uygun yerlere yerleştirilmeye çalışılmıştır.
Elden çıkan topraklardan gelen ürünlerin telafisi için konar-göçerler yerleşik hayata geçirilmeye çalışılmıştır.
2- Osmanlı Toplumunda Tanzimat ve Sonrasında Meydana Gelen Değişmeler:
Farklı bir anlayışa sahip, batı tarzı okulları bitiren ve yabancı dil bilen yeni bir bürokrat türü ortaya çıkmıştır. Bu yeni bürokratlar Bu yeni bürokratlar, İstanbul’daki yabancı elçilerle ilişki içindeydiler, buda yabancıların Osmanlı Devleti’nin içişlerine karışmasını kolaylaştırmıştır.
Tanzimat Fermanı ile devlet ile toplum ilişkilerinde yeni düzenlemeler yapılmış, halka yeni hak ve güvenceler verilmiş ve padişahın yetkileri sınırlandırılmıştır.
Islahat Fermanıyla Müslim-Gayrimüslim halk, din ve ırk ayrımı gözetilmeksizin kaynaştırılmaya çalışılmıştır.
19. yüzyılda toprak kayıpları nedeniyle Osmanlı genel nüfusu azalırken, daralan Osmanlı sınırları içindeki nüfus ise kaybedilen yerlerden gelen göçlerle artmaktaydı.
19. yüzyılda ulaşımın buharlı gemiler ve demiryolları ile yapılmaya başlanması, istasyon, rıhtım, depo ve yeni postahane binalarının yapımına yol açmış ve bu binaların kervansaray ve hanların yerini almasını sağlamıştır.
Şehirlerdeki yönetim işleri, askeri sınıfın konaklarından, yeni oluşan bürokrasi için yapılmış devlet dairelerine kaymıştır.
Ayrı mahallelerde oturan milletler bir birine karışarak şehir dışında yeni mahalleler kurmuşlar, yeni zengin ve kozmopolit tabakaların oluşması sağlamışlardır.